Anasayfa    Giriş    Yayın İlkeleri    Ciltler    Özel Sayılar ve Bölümler    Yayın Yönetmeni    Yayın Kurulu    Hakemler   
Basıma Hazırlayanlar    Etkinlikler    LITTERA Hakkında    İletişim    Duyuru    Dizin    Français    English


Onur Bilge Kula

TÜRKÇE’NİN BİLİM DİLİ OLARAK GELİŞİMİ: YAZIN BİLİM KAVRAMLARI BAĞLAMINDA BİR YAKLAŞIM

Özet

Yaratım ve yazım aşamasında bir sanat ve inceleme yada çözümleme sürecinde bir bilim dalı olarak Türkçe yazın kavramlarının gelişmişlik düzeyi, her şeyden önce söz konusu alandaki yaratıcılık ve düşünüm derinliğini yada sığlığını yansıtmaktadır. Bu irdeleme, öncelikle yazın bilimsel boyutu oluşturan kavramlaştırma durumunu sorunlaştırmayı amaçlamaktadır. Kavramlaştırma düzeyi ve eğilimi, biçem (stil), kurgu (fiktion), şair ve şiir yada yazın bilgisi (poetik), koyut yada koşun (kanon), araç yada dolayım (medium), sayısal (digital) yazın, metin (text), bağlaşım (kohezyon), bağlam (kontext), yazın-yazınsallaştırım, göstergesellik (referensialite) kavramları ve bu kavramlarla birlikte yada bu kavramlar etrafında oluşturulan öbür kavramlar bağlamında irdelenmekte; Türkçe öneriler ve bu önerilerin dayandığı yazın kuramsal gerekçeler tartışılmaktadır.

Anahtar sözcük yada kavramlar: yazın bilim kavramları, biçemsellik, kurgu-kurgusallık, koyut (kanon), dolayım (medium) dolayımsallık/dolayımlılık, gösterge-öz göstergesellik, metin-metinler arasılık 

Almanca Özet

 Zusammenfassung

Der Entwicklungsstand literaturtheoretischer Begriffe in der türkischer Sprache sowohl  in Hinblick auf die Fiktionalisierungs- Produktionsphase als eine Kunst und im Prozess der Textanalyse als eine wissenschaftliche Disziplin zeigt  vor allem einen grossen Reflexionsmangel. Diese Studie zielt daher in erster Linie auf eine Problematisierung dieses Desasters aus literaturtheoretischer Perspektive.

Literaturtheoretische Terminisierungsstand- und tendenzen werden hier vor allem im Zusammenhang mit den Begriffen “der Stil- Stilizitaet”, “die Fiktion- Fiktionalitaet”, “die Poetik- Poetizitaet”, “der Kanon-Kanonitaet”, “das Medium-die Medialitaet”, “die digitale Literatur”, “der Text”, “die Kohaesion”, “der Kontext”, “die Literarisierung”, “Referenzialitae” sowie mit ihren Ableitungen problematisiert. Es werden mögliche türkische Entsprechungen für diese Begriffe vorgeschlagen.

Schlüsselbegriffe: Literaturtheoretische Temrini, Stil-Stihaftigkeit,  Fiktion-Fiktionalitaet, Kanon-kanonitaet, Medium-Medialitaet, Referenz-Referenzialitaet, Text- Intertextualitaet

Bir uzmanlık dili olan yazınbilim dilini yazın kuramı kapsamında geliştirilen yeni yada görece yeni kavramları ve kavramlaştırma eğilimlerini ele almadan önce, birkaç dilbilimsel ilkeye değinmek yararlı olabilir. Bilimsel eleştiriye dayanıklılık ve sınanabilirlik ilkesine uygunluk savı taşıyan dilbilimsel her çözümleme, öncelikle şu bulguyu gözetir: Dil sözlü ve yazılı olarak kullanıldığı ölçüde gelişebilir. Bu yönüyle bir dili ancak o dili konuşanlar geliştirir. Teknik söyleyişle, dizgeli ve bütünlüklü bir iletişim aracı olan dil, bu niteliği yada işlevi temelinde konuşuculara çeşitli alanlarda iletişim kurma, eşgüdüm sağlama ve üretim yapma olanağı verir. İletişim, eşgüdüm ve üretim sürecinde duyumsanan bir gereksinme adlandırılır ve  bir göstergeye dönüştürülür. Böylece  söz ko-nusu gösterge dilsel bildirimlerle dışa vurularak,  dil topluluğunca paylaşılır duruma getirilir. Dil topluluğunca paylaşılan ve benimsenen adlar, sözcükler yada göstergeler  söz konusu dilin söz varlığını oluşturur.

Gereksinmenin yoğunluğu ve çeşitliliği, dilsel adlandırmaların ayrımlaşmasına yol açar.  Gereksinmelerin yalınlığı ya da karmaşıklığı/katmanlılığı, söz konusu gereksinmenin adlandırılması süreci için harcanan düşünme yoğunluğuna koşuttur. Bir başka anlatımla, düşünme yada düşünüm ne denli yoğunsa, kavramlaştırma gereksinmesi o denli yoğundur ve kavramların düşünsel yada bilimsel derinliği ve çeşitliliği o denli belirgindir. Bu durum, en açık biçimde uzmanlık dilleri için geçerlidir;çünkü, uzmanlık dili yada dillerinin temelini oluşturan kavramlar, düşünsel soyutlama etkinliğinin sonuçlarıdır ve bu yönleriyle üst düzeyli düşünüm ürünleridir.

Alan (uzmanlık) dilleri ile günlük dil arasında diyalektik bir bağ, etkileşim vardır. Söz konusu bağ ve etkileşim, ölçünlü dilin iç ayrımlaşmasının nedenlerinden biridir. Alan dilsel katkılar, genellikle düşünsel-bilişsel soyutlamaların bir türevidir. Bu temelde kavramlar, öncelikle ölçünlü dili besleyen üç kaynaktan –birey dili, toplumsal küme dili, yöre dili- biri olan “birey dili” ile ilintilendirilirler. Ölçünlü dil, bilimcilerce bilim dili olarak kullanıldığı sürece ve ölçüde ilgili bilim dalının “uzmanlık dili” gelişebilir; belli bir gelişmişlik düzeyine ulaşan “uzmanlık dili” de ölçünlü dili varsıllaştırır. Bu bağlamda ölçünlü dil, uzmanlık dilinin ortamı ve varlık nedenidir; ancak, ölçünlü dilin “biçem alanları”, “biçem katmanları” ve “biçem tipleri”, uzmanlık dilinin biçem konusundaki eğilimleriyle  tümüyle örtüşmez. Alan dili, doğasından kaynaklanan “içerik önceliği” nedeniyle, düz ve içerik ağırlıklı bir biçem ya da anlatım özgünlüğü taşır.

Ölçünlü dil çok belirgin olarak “öz” öğelere dayanmak eğilimindedir; alan diliyse öz dilin yapım, türetim ve anlatım özelliklerinin yanı sıra, “yabancı” öğeleri de yadsımaz; onları kendi içinde özümser. Böylece de alan yada uzmanlık dilleri belli düzeyde uluslar arası bir niteliğe kavuşur. Belli alanlarda uzmanlaşan bilimcilerin birbiriyle daha kolay iletişim kurmasının başlıca nedeni de budur.

Bir alan ya da uzmanlık dilini oluşturan kavramlar, içeriklerinin anlam yoğunluğuna göre az ya da çok günlük dilin dilbilgisel olanaklarından yararlanılarak türetilir. Bu durum, aşağı yukarı bütün dillerde rastlanan sözcük birleştirimi, türetimi, geçişimi ya da dönüşümü, ödünçleyimi ve oluşturumu gibi  kavramlaştırma yol ve yöntemlerinde somut olarak görülebilir.

Kavramlar bir kez oluştuktan sonra, ilgili alanın bilişsel-bilimsel gelişiminin göstergesi olarak, kullanıldıkları sürece, varlıklarını korurlar. Ancak, ölçünlü dilin söz varlığı için geçerli olan anlam genişlemesi, daralması, yitimi gibi olası değişikler alan dili için de geçerlidir.

Bu olgu, bir kültür alanı olan bilimin birikimlilik özelliğine bağlanabilir; ancak, süreçsellik, tarihsellik, değişirlik ve bütün bunların bir göstergesi olarak görecelilik gibi bilimin genel özelliklerinin bir sonucu olarak kavramlar, günlük dilin sözcüklerine göre daha kısa ömürlüdürler. Kavramların kısa ömürlülükleri belli sürede yok olup gitmeleri anlamında değil, güncelliklerini yitirmeleri yada yeni içerik, dolayısıyla da nitelik kazanma anlamındadır.

Yukarıda betimlenen genel çerçeve en “eski” alan dillerinden biri olarak değerlendirilen yazın bilim kavramları için de geçerlidir.  Üst ya da ölçünlü dil anlamında Türkçe’yi katmanlaştıran, geliştiren   yazınsal/yazınbilimsel kavramların tümü, yazın/yazınbilim dili olarak adlandırılır.

Bu düşünceler ışığında çalışma ve araştırma alanım olan yazın bilim alanında öncelikle Almanca olarak yürütülen kuramsal  tartışmada kullanılan birtakım  kavramlara yada kavram öbeklerine  Türkçe denklikler önermeye çalışacağım. Burada hemen belirtmeliyim ki, önerilerin bazıları çok dar bir yazın bilimci çevresince kullanılmaktadır ve bu nedenle kullanım alanı geniş değildir.

-“Biçem” Temelinde Oluşturulan Kavramlar

Bir yazınsal yapıt temelinde yazarın bireysel dil kullanım özgünlüklerinin toplamı anlamında biçem kavramı artık Türkçe’de de olağanlaşmıştır. Bu bağlamda “bireysel biçem”, “toplumsal biçem”, “sınıfsal biçem”, “bölgesel/yöresel biçem”, “ulusal biçem”, “metin düzleminde betimleme/anlatım biçemi”, “biçem aracı”, “biçem türü”, “biçem düzeyi”, “biçem alanı”, “biçem özelliği” ve “biçemsel” gibi kavramlara rastlanılmaktadır. Söz konusu kavramlar, aynı bağlamlarda salt “öz”(!) Türkçe olduğu için ve bilinçli bir dilsel yeğleme nedeniyle biçeme karşı “üslup” kavramında direnenlerin dışında anlamına uygun biçimde bir kavram olarak yeğlenmektedir. Bununla birlikte “biçem”den türetilen ve bütün Batı dillerinde bir durumu/niteliği anlatan “biçemsellik”, biçem oluşturma eylemini belirten “biçemlemek” ve biçemi belirginleştirme sürecini dile getiren “biçemleyim” gibi kavramlar,  henüz Türkçe’de yaygın olarak kullanılmamaktadır.

-“Kurgu” Temelinde Oluşturulan Kavramlar

Yazınsal yapıtların, dolayısıyla da yazın bilimin bir başka temel kavramı “kurgu”da da durum pek farklı değildir. Yazın bilimde kurgu, “hakikate uygun ya da hakikate uygun değil diye ulamlanmayan, bu nedenle de sınanabilir bir göndergesi (referansı) olmayan betimleme ya da sav söz” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım gereği, kurgu, yazınsal metinlerin gerçekle tümüyle örtüşmek zorunda olmadığının, bir olasılığın, olabilirliğin yazarca/şairce tasarımlanması olarak anlaşılır.

Birçok yazın bilimcinin “kurgu” yerine “yapı”yı yada “kurmaca”yı kullanmasına karşın, kurgu kavramının büyük ölçüde yerleşme sürecini  geride bıraktığı savlanabilir. Bu temelde “kurgusal”, “kurgusal metin”, “kurgusal öykü”, “kurgusal anlatı”, “kurgusal dünya” “dilsel kurgu”, “yazınsal kurgu”, “estetik kurgu”, “betimsel/anlatımsal kurgu” gibi kavramlarda pek sorun görülmemektedir.

Bunun yanı sıra, henüz  bir yazınsal anlatıyı ya da metni tasarımlama anlamında “kurgulamak”; kurgulama sürecinin ve eyleminin anlatımı olarak “kurgulayım”; estetik bir ürün olan yapıtın varoluş durumunun, bir konunun ya da söylemin ereksel olarak yeniden yada değişik yorum(lanımı) anlamında “kurgululuk” ve bir dilsel bildirimin iletişim sürecinin kurgusal ya da olgusal oluşturucularıyla ilişkisini dile getiren “kurgusallık” kavramları için aynı yaygınlık söz konusu değildir. Batıda “kurgu” hakkında çok sayıda kitap bulunmasına karşın, Türkçe’de henüz kavramları anlamlandırma ve üzerlerinde görüş birliği oluşturma aşamasına ulaşılmamasının başlıca nedeni, Türkiye’de yazın bilim alanında çalışan bilimcilerin ya bir yabancı dilde eğitim-öğretim vermeleri nedeniyle, Türkçe’yi bilim dili olarak az kullanmaları yada hiç kullanmamaları olabilir. Bunun dışında bir neden de olsa olsa yazın bilimcilerin alanlarının kuramsal gelişmelerine karşı ilgi azlığı olabilir.

-“Yazın/Şiir Bilgisi” Temelinde Oluşturulan Kavramlar

Yazın,  genellikle de şair/şiirle bağlantılandırılan “poet” kökünden yapılan türetimlere gelince: “Poet” için “şair” ya da “ozan” karşılık olarak sorunsuz görünmektedir; ancak, “poetik” kavramı işi karıştırmaktadır. Batı dillerinde bu kavrama, “yazın/şiir sanatı”, “şiir sanatı öğretisi”, “yazının/şiirin özünün, türlerinin, işlevlerinin, özgün anlatım araçlarının öğretisi” ya da “şiir yazımına ilişkin ölçünsel yönlendirim/yönerge” ya da “şiir kavrayışı” gibi anlam bütünlüklerinde rastlanmaktadır. Buna Türkçe’de kısaca “şiir ya da yazın bilgisi” denemez mi? Eğer burada görüş birliği oluşursa, bu kavramdan türetilen ve daha üst düzeyli ve kapsamlı yazınbilimsel uğraş alanını nitelendirmek için kullanılan “poetoloji” için “şiir bilim”; bu işi meslek ya da uzmanlık alanı olarak yapan anlamında  “poetolog” içinse “şiir bilimci” demek kendiliğinden olağanlaşacaktır.

-“Anlatı” Oluşturulan Kavramlar

Bu türden bir kavramsal açımlama Latince “Narratio” kökünden türetilen “öykü(leme)”, “anlatı” için de denenebilir. Bu kapsamda “narrativ” için “anlatısal”; “Narration” için “anlatı(m)”; “Narrativik” için “anlatı bilgisi” ya da bir yazarın anlatı özelliklerinin tümü; yine aynı kökten “anlatılandırmak” ve “anlatılandırım”; “Narratolog” a karşılık olarak “anlatı bilimci”; “narratoloji” içinse “anlatı bilim” önerilebilir; bu öneriler en azından yazınbilimsel bir tartışmayı özendirebilir.

-“Söylem”  Temelinde Oluşturulan Kavramlar

Yukarıdaki kavramlar denli geniş bir kavram kümesi ya da kavram alanı oluşturmasa da üzerinde durulması gereken kavramlardan biri de Latince (diskurs) kökenli ve bütün Batı dillerinde yerleşik olan “söylem” dir. “Diskurs”a karşılık olarak artık büyük ölçüde yerleşmiş olan “söylem”, yazın bilimsel tartışmada yada yazınsal metin çözümlemesi yöntemi bağlamında öne çıkan, dolayısıyla da boşluğunu doldurduğu gereksinmenin büyüklüğü nedeniyle kullanım alanı genişleyen bir kavramdır.

Söylem ile birlikte oluşturulan “söylemleştirim”, “söylem oluşturma”, “söylem çözümlemesi”, “söylem niteliği” gibi tamlamalar üzerinde de geniş bir görüş birliği olduğu varsayılabilir. Buna karşın, önemli bir yazınsallık göstergesi olarak değerlendirilen “diskursivite”ye karşılık olarak “söylemsellik” ve “interdiskursivite”ye karşılık olarak “söylemler arasılık” ya da “ara-söylemsellik”  aynı ölçüde yerleşik değildir.

-“Koyut” Temelinde Oluşturulan Kavramlar

Yazın-kuramsal yönden önem taşıyan kavramlardan biri de yine Yunanca ve Latince üzerinden öbür  Batı dillerine geçen “kanon” kavramıdır. Yunanca’dan gelen ve Latince’de “kural”, “ölçün” ya da “yol gösterici” anlamlarına gelebilen  “kanon” kavramının köken anlamı, özünde İskenderiyeli ve Bizanslı dinsel aydınlarca belirlenen “yol gösterici, örnek dinsel kuralların, kişiliklerin ve yapıtların listesidir.” Hıristiyanlığın tarihinde öncü ve yol gösterici kutsal kişilikler ve kuralları ayırmada kullanılan bu kavramın Batı dillerinde yazın bilim alanında da olduğu gibi üstlenilmesi, kavramın bilinirliği ve anlamsal çağrışımsallığı göz önünde tutulduğunda olağan sayılabilir. Bugün anlam genişlemesine uğrayarak yazın alanına da uyarlanan “kanon”, örnek olarak seçilen yapıtların listesi, tek tek ulusal yazınlarda ve yazınsal dönemlerde örnek ve önemli olarak belirlenen ve yazın dersi ve eğitiminin temelini oluşturan yazarların ve yapıtların listesi anlamındadır.

Buradan da görülebileceği üzere, her bireysel seçim gibi, “kanon” ya da “koyut” belirleme de “öznel” bir belirleyimdir. Bu yönüyle “kanon” tartışmaya açık bir kavramdır. 2004 yılının son aylarında YKY tarafından yayımlanan “Kitap” dergisinde söz konusu kavram, “edebiyatta kanon”  biçiminde kullanılmıştır. Burada “bu bir alan ya da uzmanlık dili kavramıdır. Bir bilim alanında çalışanlar arasında bu tür kavramların anlaşılmaması söz konusu olamaz. O nedenle, kavramın olduğu gibi kullanılmasında sakınca yoktur” diye düşünülebilir; ancak, hemen belirtmek gerekir ki, Hıristiyan geleneğinin taşıyıcısı Batı dillerini konuşan toplumlar benzer dinsel kök ve tartışma geleneğinden dolayı bu kavramı tanımaktadır. Bu nedenle, Batı dillerinde “kanon” kavramının yazın kuramı alanında da olduğu gibi kullanılması olağan sayılabilir.

Ancak, Türkiye’de durum tümüyle farklıdır. Yazınla uğraşanların ve yazın bilimcilerin tümünün bile açık ve kesin olarak anlamlandırmayacakları “kanon” kavramını, genel kamuoyunun anlayabileceği beklenemez. Bu nedenle, örneğin Türk yazın tarihinde hangi yazarların ve yapıtların belirleyici/temsili nitelikli olduğu biçiminde öznel bir seçimi yansıtan “kanon” kavramına Türkçe karşılık ya da denklik olarak “koyut” önerilebilir. Eğer “koyut” yazın alanında kabul görürse, bundan “koyutlama”, “koyutlayım”, “koyutlaştırım”, “kanonite” için “koyutsallık” yada “koyutluluk”, “yazınsal koyut” gibi kavramlar türetilebilir ve böylece “koyut” etrafında bir kavram kümesi oluşabilir.

Türk Dil Kurumu’nca yayımlanan Tarama Sözlüğü’nde bulunan ve bu anlamda Türkçe’nin edilgen söz varlığında yer alan ve “saf saf, sıra sıra” anlamı taşıyan “koşun” sözcüğüyle de aynı kavramlar türetilebilir. Bu durumda şöyle bir kavram örgüsü ortaya çıkar: “Kanon” için “koşun”, “kanonlaştırma” için “koşunlama”, “koşunlayım”, “koşunlaştırım”, “kanonite” için “koşunsallık ya da koşunluluk”, “yazınsal koşun” kavramları tartışılabilir. Böylece, Türkçe’nin edilgen söz varlığında bulunan bir sözcük güncelleştirilmiş olur.

-“Dolayım” Temelinde Oluşturulan Kavramlar

Konulaştırmak istediğim bir başka kavram “Medium” kökünden türetilen ve yazılı ve görsel basın bağlamında “medya” biçiminde çoğul durumu Türkçe’de de bilinen kavramdır. “Medium” bir başına, örneğin, “dil, dizgeli bir iletişim aracıdır” tanımında olduğu gibi, “araç” olarak Türkçeleştirilebilir. Ancak, yazın kuramında en güncel tartışmalardan biri, yazın ve “intermedialite” ilişkisi, neredeyse tümüyle bu kavrama dayanmaktadır.

Dolayısıyla bu kavrama ilişkin düşünümü yoğunlaştırmak bir gereksinme olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, örneğin, “multi-, poli-,  trans- ve intermedialite” kavramlarına Türkçe karşılık bulmak gerekmektedir. “Medialite” başta olmak üzere, “medium”dan türetilen kavramlara dil ve yazın bilim bakımından uygun ve kabul edilebilir bir karşılık önerilmesi ve bu önerinin tartışılması gerekmektedir. Ancak böyle bir tartışma sürecinde ilgili kavramlar üzerinde görüş birliği oluşturulabilir ve üzerinde görüş birliği (Konvention) oluşturulan kavram ya da kavramlar yerleşebilir.

“Medialite” kavramı, yazın bilimde estetik bir nesne olan bir yazınsal metnin, kitap, film ve müzik gibi  bir medya/araç üzerinden kullanılması ve alımlanması durumunu anlatmak için kullanılır. Bu açıklamalar çerçevesinde Türkçe söyleyişi uygunlaştırılan “medyum” kavramı bağlamında bir kavram alanı oluşturma girişimi çeşitli seçenekler bakımından örneklendirilebilir.

Sözcüğün köken anlamına bağlı kalındığında, “Medialite” için “medyasallık” ya da “medyalılık” denebilir.  Bu durumda “intermedialite”ye karşılık olarak “ara-medyalılık” ya da “medyalar-arasılık” seçenek olarak ortaya çıkar. Estetik bir nesnenin, dolayısıyla da yazınsal metnin birçok medyada kullanılabilir ve alımlanabilir olma durumu anlamında “multimedialite” için “çok-medyalılık”; medyasal biçim ve işlev değişikliğiyle bağlantılı olan işlemler ve etkileşimler, diyesi, bir medyumun söylemlerinin bir başkasının görüntü, resim ya da metnine dönüşümü, bütün medyalara aşkın olma durumu anlamında “transmedialite” için “aşkın medyasallık” ya da “medya aşkınlık” denebilir.  “Araç” üzerinden gidildiğindeyse, “medialite”ye karşılık olarak “araçsallık” ya da “araçlılık” önerilmesi gerekir. Bu öneri kapsamında “intermedialite” kavramıysa “araçlar arasılık” ya da “ara-araçlılık” olarak kavramlaştırılmalıdır.

Ancak, aynı kökle bağlantılı öbür kavramlara geçmeden önce, “araçsallık”tan türetilen kavramlar ve bu kavramlarla anlatılmak istenilen düşünce içerikleri arasında dilsel, bilişsel ve bilimsel bakımdan uygun bir ilişki olup olmadığının belirlenmesidir.

Batı dillerinde yazın bilim bağlamında “medialite” kavramının karşıladığı düşünceyi, kuramsal birikimi Türkçe’de “araçsallık” ya da “araçlılık” kavramının karşılayamayacağı düşünüldüğü takdirde, kavrama bir başka Türkçe karşılık bulma gereksinmesi doğacaktır. Türk Dil Kurumu’nun “Derleme ve Tarama Sözlükleri”ne bakılarak, “medium” sözcüğünü karşılayabilecek bir başka seçenek olarak “dolayım” belirlenebilir.

“Dolayım” temel alındığındaysa şöyle bir kavram örgüsü oluşabilir: “Medialite” için “dolayımlılık”; “multimedialite” için “çok-dolayımlılık”; “transmedialite” için “aşkın dolayımlılık” yada “dolayım aşkınlık/ aşkınlığı”; “intermedialite” içinse “ara-dolayımlılık” ya da “dolayımlar arasılık” önerileri seçenek olarak gündeme gelir.

-“Ağ” Temelinde Oluşturulan Kavramlar

Bir araç ya da dolayım üzerinden kendisini ortaya koyabilen edebiyat/yazın, bilgisayar sayesinde yep yeni sunulum, ortaya konuluş ya da alımlanabilirlik niteliği ve olanakları kazanmaktadır. Kapsamı, içeriği, biçimi ve özgünlüğüyle yerleşik yazın/yazın bilim anlayışına meydan okuyan, metin, yazın, yazar ve okuyucu/alımlayıcı, eleştirmen gibi kavramları köklü bir değişiklikten geçirmeye aday olan ve  geleneksel bakış açılarıyla üstesinden gelinemeyecek ölçüde geniş bir “digital” ya da “sayısal yazın” gelişmiş durumdadır.

Bu kapsamda çoğu tamlama biçiminde olan yeni kavramlar oluşturulmuştur ve/veya oluşturulmaktadır. Bunlardan ilkini ve yaygın olanını, diyesi, “digital-literatur”ü ve karşılık olarak üzerinde tartışılması gereken bir öneri olarak adlandırdım. “Sayısal yazın”dan sonra en fazla rastlanılan kavram “Internet-literatur”, diyesi, TDK’nın “internet” için önerdiği kavramla “genel-ağ-yazını” ya da “internet” sözcüğünün kök anlamı temelinde “ara-ağ-yazını” ya da “ağlar arası yazın” kavramıdır. Kullanım sıklığına göre üçüncü sırada değerlendirilebilecek konuya ilişkin bir başka kavram “Online-literatur” içinse, “online” sözcüğünün karşılığı “çevrim-içi” kavramının  yerleşikliği gözetilerek “çevrim-içi yazın” kavramı gelmektedir. Daha sonraki sıraları alan ve yazın bilimin alt kavramlarıyla oluşturulan “printliteratur” için “basılı/yazılı yazın”; “interfiction” için “ara-kurgu” yazın ve “web fiction” için “genel/ara ağ kurgu yazını” kavramları da tartışılmayı beklemektedir.

-“Metin” Temelinde OluşturulanKavramlar

“Text” kavramına karşılık “metin” kavramı yerleşmiş olmasına karşın, “metin” temelinde  ya da kapsamında oluşmuş olan kavram örgüsünün bütün öğeleri için  aynı saptama yapılamaz. “Metin” konusunda birkaç örnek vermek gerekirse, “Texttur” için “metinlik” ya da “metin olma durumu”; “Hypertext” için “üst metin”; metinlerin belli bir etkileşim süreci içerisinde oluşmaları düşüncesiyle, her metnin kendisinden önce yazılmış metinlerden izler taşıdığı anlamında “Intertext” için “ara-metin”; her metnin kendisinden etkilendiği ya da bütün metinlerden izler taşıyan metin anlamında “Transtext” için “aşkın metin” denilebilir.

Kavramın öbür türevlerine değinebilmek bakımından bir metnin oluşturucu ilkesi ya da metin olma durumunun göstergesi anlamında “Textualite” için kullanılan “metinsellik” kavramını anmak gerekmektedir. Metinsellik çerçevesinde metnin oluşturucu yapıları/öğelerinden “Kontext” için “kapsam”, “çevre” ya da “oylum”; metnin yüzey yapısının belirleyeni olan, söz dizimsel bağıntıları anlatan doğa bilimlerinden alınma bir kavram “Kohäsion” için  “bağlaşım”; metnin derin yapısını, anlamsal bağıntılarını, metin dünyasını oluşturan “Kohärenz” için “bağlam”; metinselliğin ölçütleri olarak kabul edilen “intensiyonalite” için “ereksellik”; “akzeptabilite” için “kabul edilebilirlik”; “informativite” için; “bilgisellik ya da bilgilendiricilik”; “situasyonalite” için “durumsallık” üzerinde düşünülebilir.

Yine metinden türetilen ve bir başka metinsellik ölçütü olarak değerlendirilen, bütün metinlerin izlerini taşıma durumuna karşılık olarak kullanılan “intertextualite” için “metinler arasılık” ya da “ara-metinsellik”; her türlü metnin üstünde olma ve onların izlerini içerme anlamında “transtextualite” için “aşkın metinsellik” kavramları tartışılabilir.    

Benzer bir kavramlaştırma gereksinmesi, “yazın” kavramının kendisi için de geçerlidir. “Yazını” teknik ve yetersiz bularak, onun yerine “edebiyatı” yeğleyenler vardır. Bu  dil beğenisi kapsamında bir eğilimdir ve buna diyecek bir şey olamaz. Sözcüklerin de yasaklandığı dayatmacı ve baskıcı dönemler dışında, hiç kimse sözcük seçimi, birleştirimi ve biçem oluşturumu nedeniyle “yaptırıma” uğratılamaz. Kaldı ki, sözcükleri yasaklamaya kalkışan çağdışılar bile, büyük ölçüde koydukları yasaklarla Türkçe’nin doğal gelişim sürecini engelleyememiştir. Söz konusu yasakları koyanlar, ancak koydukları yasaklarla anılmışlardır.

-“Yazın” Temelinde Oluşturulan Kavramlar

Yazın ve yazınsal nitemi, kullanım alanları itibariyle çok büyük ölçüde olağanlaşmıştır. Ancak, yazınsal niteliğe kavuşturma süreci ve ediminin anlatımı “yazınsallaştırmak” ve bundan türetilen  “yazınsallaştırım” kavramları yanı sıra, yazınsal nitelik ve düzey göstergesi ve özelliği olarak “yazınsallık” kavramı ilgililerin ilgisini beklemektedir. Öncelikle “karşılaştırmalı yazın bilimin” gelişimine koşut olarak ortaya çıkan “multiliterarisite” için “çoğul yazınsallık” yada “çok-yazınsallık”; “interliterarisite” için “ara yazınsallık” ve/veya “yazınlar arasılık” yazın kuramsal tartışmada gözetilmesi gereken temel kavramlar olarak belirmektedir.

Yazın üretimini, alımlanımını ve eleştirisini de kapsayan yazın kuramsal tartışmada bir estetik ürün olarak yazını oluşturan öğeler, daha kesin belirleyimle, yazınsallık  ölçütlerini de konulaştırmak yararlı olabilir. Estetik bir ürün olarak yazını oluşturan ölçütlerden “dilsellik” ya da “göstergesellik” ve yine aynı kapsamda “iletişimsellik” ve bu özelliklerin estetik bir üst aşamaya ulaştırılması anlamında “biçemsellik” kavramlarını yukarıda andım. Açımlamaya çalıştığım “araçsallık/dolayımsallık” ve bunlardan türetilen ve bir yazınsal yapıtın, örneğin bir romanın yada şiirin müzikleştirilmesi, tiyatrolaştırılması yada filmleştirilmesi yada tersi durumlar için kullanılan “araçlar arasılık” yada “dolayımlar arasılık” kavramı, yazınsallığın özsel ölçütlerindendir.

Ayrıca, “koyutsallık yada koşunsallık” ölçütünün de yardımıyla “geleneksellik” ya da “aktarılabilirlik” kavramları ölçüt olarak nitelendirilir. Bir sanatsal yaratım alanı ve bu alanın ürünleri anlamında edebiyatın/yazının özerkliği, öbür söylem/söylen türlerince belirlenemeyeceği, salt özüyle ilişkilendirilebileceği anlamında “özgöndergesellik” bir yazınsallık ölçütü olarak öne çıkmaktadır. Bir yapıt okunduğu sürece yeni anlamlandırma ve yorum denemelerinin  olanaklı olması anlamında “çok-anlamlılık”, “anlam ya da yorum açıklığı” yada “alımlanabilirlik” özelliği taşır. Bu ölçütle birlikte yazınsal yapıtların “yorumlanabilirliği” ve “söyleşimselliği” özellikleri de dile getirilmelidir. Son olarak estetik bir ürün/nesne olan bir yazınsal yapıtın sanatsallığını sağlayan ayırıcı bir özellik olarak “tekillik” ya da “öykünülemezlik” ölçütleri özel bir vurguyla belirtilmelidir.

Çoğu kez eleştirellik anlamında “toplumsallık”, “toplumsal duyarlılık” öğelerini içeren “yazınsal/şiirsel adalet” ölçütü de yazınsallığın boyutları arasındadır. Metinsellik ölçütleri aynı zamanda yazılı bir ürün olan ancak estetik yönüyle öne çıkan yazın yapıtlarının oluşturucu ölçütleri arasında anılmalıdır. Metin kavramı bağlamında metinsellik ölçütleri yukarıda belirtildiğinden burada yinelemeye gerek duyulmamaktadır. Her yazınsal yapıt belli bir kültürel bağlamda üretildiğinden ve kültüre özgü söylemler içerdiğinden “kültürellik” ve “söylemsellik” ilkeleri vurgulanmalıdır.

Batıda güncel yazın kuramsal tartışmada çok önemli bir yer tutan bu kavramlara ilişkin olarak Türkiye’de yazın bilimcilerce kuramsal bir tartışma ve karşılık bulmaya yönelik bir kavramlaştırma etkinliği olduğunu öne sürmek neredeyse olanaksızdır.

Bu tavrın birkaç kaynağı olabilir: Birincisi, yazın bilimciler, yazın eleştirmenleri ve bir biçimde yazınla uğraşanlar, uzmanlık alanlarıyla ilgili konularda başka dillerden meslektaşlarıyla iletişimde sorun yaşamamak amacıyla, söz konusu kavramları Türkçeleştirme gereksinmesi duymuyor olabilirler. İkincisi, yazınbilimsel araştırmaların sonuçlarından olan yazın bilim kavramlarına ilgi duymuyor olabilirler. Üçüncüsü, yazın bilimciler ve yazınla uğraşanlar, Türkçe’nin yazın bilim alanında işlevli ve yeterli olamadığını düşünebilirler; buradan yola  çıkarak, Türkçe’nin bilim dili olamayacağı, Türkçe’yle bilim yapılamayacağını öne sürebilirler.

Bu sayılan gerekçeler ya da benzer savlar, kısacası hangi gerekçe ya da sav öne sürülürse sürülsün, şu gerçeği değiştiremez: Türkçe’nin bilim alanında da yetkinleşerek gelişmesi, ancak onun bilim dili olarak kullanılmasıyla olanaklıdır. Başka bir anlatımla: Türkçe’nin her türlü olanaklarını zorlayarak, bilimsel bilgi geliştir(e)meyenler yada başka dillerde geliştirilen bilgilere verilen adları/göstergeleri hiç değilse ödünçleme yöntemiyle üstlen(e)meyenler, söz konusu bilgileri Türkçe’yle adlandıramazlar.

Sonuç: Bilimciler neyi düşünebiliyorlar ve düşüncelerini dile dökebiliyorlarsa, bilim dili olarak Türkçe onu anlatabilir/adlandırabilir.