Anasayfa    Giriş    Yayın İlkeleri    Ciltler    Özel Sayılar ve Bölümler    Yayın Yönetmeni    Yayın Kurulu    Hakemler   
Basıma Hazırlayanlar    Etkinlikler    LITTERA Hakkında    İletişim    Duyuru    Dizin    Français    English

Metin Turan

ÇAĞDAö KIBRIS TÜRK ŞİİRİ

ÖZET

Çağdaş Kıbrıs Türk şiiri,  1940'lı yıllardan 1980'li yıllara değin, özellikle Türkiye'deki edebiyat dünyasından, dolayısıyla şiir  akımlarından etkilenmiş, buradan beslenmiştir. 1980'lerden sonra ise, Kıbrıs Türk şiirinde belirgin bir 'Kıbrıslılık' izleğinin öne çıktığını görmek mümkündür. Ayrıca, özellikle bu tarihten sonra yazmaya başlayan şairlerde, genel bir Akdenizlilik duyarlığının egemen olduğunu ve kadın şairlerin hem şiiri sürdürme konusunda daha tutarlı  hem de farklı imgeler yakalama konusunda atik davrandıklarını işaretlemek gerekir.    Önceleri, özellikle Türkiyeli şairlerin izinden giden bir şiir dünyasıyla karşılaşırken, artık kendi estetik/sanatsal birikimini varetmiş bir  Kıbrıslı Türk şiirinden sözetmek olanaklıdır.

Anahtar sözcükler: Şiir, Kıbıs Türk şiiri.

SUMMARY

Contemprary poem of Turkish Cyprus, from 1940's to 1980's, particularly has  been influenced and has been feeded back from the literature world of Turkey, consequently trends of poem.After though 1980's, İt is possible to see that an prominent consideration of Cyprotiness has been leaded.  Furthermore, especially for the poets that began to write after these dates, it is necessary to mark that a Mediterranean sensibility has been dominated and woman poets has been acted to keep up poem and also has been acted agile about catching images. Before ages, especially confronting a poem world that following in the footsteps of Turkish poets, it is possible to mention about a Turkish Cyprot poem that acted own esthetics/artistic backlog anymore..

Key Words: Poem,  Turkish Cyprus poem.

Çağdaş Kıbrıs Türk şiiri vurgulamasını yaparken,  1571 yılından bu yana Adada varlığını sürdüren Türklerin, bu yaklaşık 450 yıllık süreç içerisinde sanatsal/edebi birikimlerinin bugünkü görünümünü ele aldığımızı unutmamak gerekiyor. Değişik tarihsel dönüm noktalarında, farklı etki ve kırılmalara tanıklık etmiş Kıbrıs Türk şiiri, 1943 yılından sonra yeni bir düzlem bularak, zenginleşmiş ve bugünkü görünümünü almıştır.

Çağdaş Kıbrıs Türk şiiri derken, 1943 tarihini başlangıç noktası olarak almanın temel nedeni, İngliiz sömürge idaresinin baskılarının azalması ve Türkiye'den Adaya bir aydın akınının başlamış olmasıdır. Özellikle bu tarihlerde Kıbrıs'ta öğretmen olan İbrahim Zeki Burdurlu'nun, kendisinin de dahili olduğu Türkiye'deki hececi şiir anlayışını Adaya taşımada büyük rolü vardır. 1943 tarihinin, çağdaş Kıbrıs Türk şiirin başlangıç tarihi olarak kabul edilmesinin bir başka önemli özelliği, Mehmet Yaşın'in de altını çizdiği üzere, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik, siyasal, kültür bakımdan yeniden örgütlenerek, kendini Türkiye ve Türk ulusu ile özdeşleştirdiği bir dönemin başlangıç olmasıdır.1  KATAK(Kıbrıs Türk Azanlığı Kurumu)'ın kurulması ve Ergenekon Kitap Külübü tarafından Lefkoşa'da yayımlanan Kıbrıslı  Türk şairlere ait ilk seçki olan Çığ'ın yayımlanması da bu tarihe denk gelmektedir.

Türklerin Kıbrıs coğrafyasıyla tanışmaları, adanın Osmanlılar tarafından fethedildiği (1571) tarih anımsanırsa,  450 yıllık bir süreci kapsamaktadır. Böylesine uzun bir zaman dilimi içerisinde, Asya'dan Anadolu'ya oradan da adaya taşıdıkları kültürel kurum ve değerlerle buradaki zengin kültürel mirasın buluşması hem yeni hem de kendine özgü bir kültürel kimliğin oluşmasına yol açmıştır. Bugün Adaya özgü kültürel değerler, hem Adanın binlerce yıllık kültürel birikiminden hem de Türklerle birlikte buraya taşınan  değerlerle yaratılmıştır.  Edebiyat, özellikle de şiir, bir dil yaratımı olarak, bütün bu ortaklıklar içerisinde, daha bir homojenlik göstermekte çok çeşitli kültürlerin  boyverdiği Ada kültürü içerisinde, sanatçının kendi ulusal/toplumsal kimliğini yansıtmaktadır. Genel hatlarıyla bakıldığında, 18. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk yıllarına değin Adada yazılan ve söylenen şiirin, Osmanlı dönemi şiirinin bir uzantısı olarak boyverdiği ve sözkonusu dönemde Osmanlı ülkesinin başka coğrafyalarda, özellikle de İstanbul'daki edebiyat anlayışının burada da paralellik taşıdığı görülür.

Cumhuriyetle birlikte ise aynı etkinin devam ettiği;  Türkiye coğrafyasında boyveren eğilim niteliğindeki her şiir anlayışının kısa süre sonra Kıbrıs'a da taşınması, özellikle 1940'lardan 1980'lere akan süreçte, en karakteristik özelliktir.

1940'lardan bu yana  Kıbrıs Türk şiirinde beliren eğilimlere baktığımızda, biçim, üslup gibi estetik ölçütler yanı sıra,  genel olarak düşünsel anlamda da  Türkiye'nin belirleyici olduğu gözden kaçmaz. Bir başlangıç olarak 1943 hececi-romantik kuşağın, Türkiye'deki folklorik ve ulusçu nitelikteki, hececi-romantik anlayışa parelel seyretmiş, devamındaki şiir anlayışlarının da farklı farklı nedenlerle Kıbrıs'a taşındığını gözlemleriz.  Kıbrıs Türk şiirinin  yönünü Türkiye'ye dönmüşlüğü, tarihsel/kültürel bağlamda bir ortak paydanın bileşiminde buluşma olduğu kadar, özellikle  1940'lı yıllardan sonra bir "kimlik" sorunu olarak  şairlerin/edebiyatçıların tavır alışında belirleyici unsur olarak da öne çıkar.

1980'lere değin Türkiye merkezli bu sanatsal yönelim, anavatandan hemen hemen bir onbeş yıl geriden seyreder görünmektedir.

1960'lı yıllarda ise, bir yandan toplumlararası  çatışmaların yaygınlaşması sebebiyle, dönemin birçok şairi 'milliyetçi şiire' katılırken, Taner Baybars, Osman Türkay  gibi şairlerin arayışlarını  başka kaynaklara ve coğrafyalara çevirmiş olduklarını görürüz. Bu farklı coğrafyaya yüzdönmeye  karşın, belirleyici çekim merkezi yine de Türkiye'dir. Biçim ve biçem yakınlıkları yanı sıra, temalar da Türkiye'de üretilen; yine de bir önceki kuşağın tükettiği  öğelerle paralel seyreden durumdadır. Ancak, 1940'lardan 60'lara gelindiğinde artık  bu geleneksel eğilimi sürdüren Kıbrıslı şairlere karşı, geleneksel  bağlanmayı yadsıyıp,  Türkiye'deki  güncel şiirden beslenen şairler de boyvermeye başlamıştır. Bunların başında M. Kansu ve  Fikret Demirağ gelmektedir. Kansu ve Demirağ'ın ortaklaşa yayımladıkları İkinin Yaşamı, kimi edebiyat tarihçileri tarafından, İkinci Yeni etkisinde yazılmış ürünler olarak değerlendirilse de, esasında  Orhan Veli ve arkadaşlarınca başlatılan Garip şiirinin etkisindedir. Kitap her iki şairin de Türkiye'de öğrenci oldukları yıllarda yayımlanmıştır ki, bu yanıyla da Türkiye edebiyat/şiir ortamının içerisinde oldukları, buradan beslendikleri gerçeğiyle karşılaşırız. 1960'lı yıllarda  bir yanıyla toplumcu gelenekten beslenen Attila İlhan ve diğer yanıyla biçimi öne alan İkinci Yeni şiir dilinin  paydasında Demirağ ve M. Kansu'yu ve onların ardından  Kaya  Çanca,  Zeki Ali gibi isimlerin öne çıktığı görülür.

1950'li yıllarda, Kıbrıs Türk şiirinin iki ana  koldan şekillendiğine tanık oluruz. Bu koldan biri, A. Esad, Hizber Hikmet, Feride M. Hekmet'in içerisinde yer aldığı, aynı tarihlerde örneklerine Türkiye'de de çokca rastlanan, aşırı hameset ve öğreticilikle şiiri bir tutan anlayış; diğer kol ise  Özker Yaşın, Bener Hakkeri, Osman Türkay, Oğuz Kusetoğlu, Ahmat Tolgay gibi  Atatürkçü dünya görüşlerini yer yer abartılı duygusal coşkunluğa kaçsa da, yönelerek de olsa, samimiyetle, yurt ve ulus sevgisiyle bütünleştirerek yoğun bir biçimde işleyen  şiir anlayışıdır. 

Burada bir noktayı da özellikle belirtmek gerekiyor; üretkenliğiyle Kıbrıs Türk şiirinin hemen her döneminde varlığını korumuş olan Özker Yaşın'ın özellikle 1960'lı yılların başındaki şiirleri  kendi şiir serüveni gözden geçirilirse, kendi şiir geçmişi de dahil, Kıbrıs Türk şiirinde önemli bir  etki taşır. Kendine özgü üslubuyla Özker Yaşın, gerek daha önce yayımladığı  Ol Alem (1952), Bayraktar Destanı (1953), Mehmetçik Kıbrıs'ta (1960) gibi kitaplarında topladığı şiirlerindeki yer yer hamasi bir duyarlıkla işlenmiş milliyetçilik çizgisini kırmış, ürünlerini damıtık bir şiire dönüştürmüştür. Çünkü, özellikle Özker Yaşın'ın şiir serüvenine bakıldığında, günlük hayatın  çok belirgin olarak onu yönlendirdiğini, kuşattığını görürüz. Hemen her dönem ürettiği ürünlerde, mevcut koşulların sıcak izlerini şiire taşıması, şiir dilini günlük konuşma dilinin kıvraklığıyla bütünleştirmesi Özker Yaşın'ın bir başka özelliği olarak kaydedilmelidir. Bu şiirlerinin yer aldığı Babil Daha  Uzakta (1963) yapıtı, söyleyiş biçimi, temalar bakımından kendi dingin duruluğunu yansıtırken, 1963 sonrası boyveren toplumsal/siyasal olayların belirleyici gündemi onun şairliğini de etkilemiş, yeniden  şiir günlük olanın  dile getirilmesine dönüşmüştür. Ama, asıl belirleyici olanınsa, bu yapıtın Türkiye'de yayımlanması ve Kıbrıs'tan ziyade Türkiyeli okurlarla buluşmuş olmasıdır. Oysa, genç Kıbrıslı şairlerin bu yapıtla, sadece bununla da değil, sözkonusu dönem içerisinde yayımlanan, örneğin Osman Türkay'ın yapıtlarıyla da tanışmaları, o yıllar göz önüne alındığında, yeni bir ufuk oluşturacak niteliktedir. Gerek, Yaşın'ın, gerekse Türkay'ın ve elbette Baybars'ın sözkonusu dönemde yakaladıkları  şiirsel dil, bugün şiire hevesle başlayıp, bir süre bunu heyecanla sürdürdükten sonra bırakanlar için önemli bir altyapı oluşturacaktır. Yine Nevzat Yalçın'ın  aynı yıllarda  yazdıklarının da, Ada'da üretilen şiirden daha bağımsız durması, kendine özgü  ve daha bağımsız bir üslup taşıması bakımından dikkatle irdelemek gerekiyor. Ayırca bir parantez açarak şunu da belirtmek gerekiyor ki,  Kıbrıs Türk şiirinin kısa süreli tarihsel dilimlerle tanımlanan hemen her döneminde ciddi bir toplumsal/siyasal olay gündeme gelmiştir. Türk-Rum toplumlarının ortaklık esasına göre  16 Aağustos 1960'ta ilan edilen Kıbıs Cumhuriyeti siyasal anlamda olduğu kadar, sanatsal anlamda da toplumu derinden etkilemiş, çok sayıda şiirin üretilmesine neden olmuştur. 1960-1963, üç yıllık kısa bir zaman dilimi olmasına karşın,  çok sayıda şairi etkilemiş ve bu kısa zaman dilimi, Kıbrıs'ta yeni şiir anlayışlarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Özker Yaşın, Orbay Deliceırmak, Bener Hakkı Hakeri, Süleyman Uluçamgil, Ersin Taşer, Mehmet Levent gibi adların şiirlerinde  belirgin bir tematik değişiklik gözlenmiş, Mehmet Kansu ve Fikret Demirağ'ın, Türkiye'de İkinci Yeni öiir anlayışının boyverdiği bir dönemte, Orhan Veli ve arkadaşlarının öncülüğünde oluşan Garip şiir anlayışının etkisiyle, ona benzer, çıkışlarının sürecini oluşturur.

1970'lerde ise Kıbrıs Türk şiirinde, Türkiye'den beslenmek kadar, kendi tarihi, siyasi, coğrafi gerçekleriyle daha bir damıtılmış Kıbrıslı bir şiiri  görürüz. Bu şiir, ağırlıklı olarak kaba bir toplumcu gerçekçi  çizgiyi yansıtıyor olsa da,  yer yer bundan arınmış ve kendi has özelliklerini buluvermiş şairleri, Garip şiiri etkisiyle başladıkları  şiirsel çizgilerini kalınlaştıran M. Kansu ve Fikret Demirağ yanısıra, Hakkı Yücel'i taşır edebiyat dünyasına. Bu yıllar Kıbrıslı Türk şiirinde  belirgin ortak temalar  Kıbrıslılık ekseninde odaklaşırken, bir yandan da  belli bir birikimin oluştuğu şiir atmosferinde, bir önceki dönemi/dönemleri sorgulayıcı; hümanist, anti-şovenist ve kendi ırasını aramak kaygısındaki şairlerle tanışırız. 1970'lerdeki bu birikimden  geriye dönüp baktığımızda, Kıbrıs Türk şiirinin 1940'lardan başlayan ve  1970'lere değin uzanan otuz yıllık süreci bir anlamda kendini bulma ve birikim edinme süreci olarak tanımlanabilir. Bu yıllarda, hatta 1970'li yılların başlarında da 'Anavatan' Türkiye'den esen rüzgara göre hal alan Kıbrıslı şiir, bu tarihten sonra biriktirdikleriyle kendine ait bir kimliğin ardına düşmeye başladı. Özellikle  Fikret Demirağ, Mehmet Kansu, Mehmet Yaşın, Neşe Yaşın, Hakkı Yücel gibi  toplumcu bir duyarlıkla birlikte şiirlerindeki temayı Kıbrıslı yapma kaygısındaki şairlerle üslup yetkinliği bulduğu gibi kendi yatağında çoğalmaya başladı.

Tarihsel akışı içerisinde bakıldığında,  çağdaş  Kıbrıs Türk şiirinin geleneğinin çok yeni olduğu ve kültürel anlamda tarihsel kaynaklarını bulmaya doğru dinamik bir arayışa geç girdiği gerçeğini görürüz. Bu, ülke gündemine egemen siyasal  yoğunluk içerisinde, kendi gerçekliğini gözden ırak tutup, kültürel damarını siyasal beklentileri gibi 'Anavatan'dan bekleme eğiliminin belirgin yansımasıdır. Buradan bakınca, Kıbrıs Türk şiirinin, uzun yıllar içeriden beslenmediğini, dışarıdan, özellikle İstanbul'dan kendisine bakmayı yeğlediğini söylemek yanlış olmaz.

Çağdaş Kıbrıs Türk Şiirinde 'Kıbrıslılık'

Çağdaş Kıbrıs şiirinin yakın dönemine baktığımızda, yukarıda da üzerinde durduğumuz gibi, 1970'lerden sonra  ama özellikle 80'lerden sonra belirgin bir 'Kıbrıslılaşma'yla tanışırız. Kıbrıslı Türk kimliğinin siyasal dayanakları yanında objektif tarihi-kültürel  dayanaklarını araştırmaya ve ortaya koymaya çalışan bir şair kimliğiyle karşı karşıyayızdır artık. "Bu dönemde belirgin farklılık, kimlik olgusunun kültürel dinamik bir süreç olarak (sadece siyasal değil) ele alınması ve bu noktada tarihsel bir sürekliliğin  vurgulanmasıdır. Bu süreklilik siyasal-ideolojik seçiciliğin ve dayatmaların ötesinde; sosyal-tarihsel süreklilik olarak ele alınır. Kıbrıs'ın farklı sosyal kültürel tarihi, bu sosyal tarih içinde oluşan kültürel değerler toplamı; bir  bilgi ve bilinç olarak içselleştirilme ve yeniden yaratılma sürecine girer. Bu aynı zamanda Kıbrıslı Türk kimliğinin  kendi farklılığının farkına varış sürecini de  oluşturur. İdeolojik dar ve kapalı kimlik arayışları ve tanımlamaları yerini, tarihsel olarak kapsayıcı ve açık, üreten ve süreklilik gösteren bir kimlik tanımlamasına ve ifadesine terk eder. İdeolojik, siyasal ve kültürel merkezlerin belirleyiciliği dışında; farklı kültürel merkezlerde aynı anda kurulabilen sürekli ve karşılıklı dinamik ilişki, bu dönem şairlerinin şiir serüveninde kendini göstermeye başlar."2 Bu tarihsel kimlik arayışının öncüleri arasında yine Fikret Demirağ'ı görürüz. Kesintisiz şiir serüveni içerisinde Demirağ, yönünü Kıbrıs'ın  tarihsel ve kültürel derinliklerine çevirerek, şiirini oradan beslemeye başlar. Paralelinde Mustafa Gökçeoğlu bir yandan Kıbrıs'ın  halkbilimsel ürünlerine eğilirken, diğer yandan şiirinin Kıbrıslı kimliğini oluşturma  kaygısını taşır. Gökçeoğlu, 'öu Adamız/Dediğimiz'3 destansı şiirinde bütünüyle Kıbrıs'ı ana tema olarak seçmekte, şiirini bu temayla örgülemektedir. Neşe Yaşın bu olguyu 'Ulusal kimlikten öte coğrafyaya dayalı bir kimlik, Kıbrıslılık'4 diye tanımlıyor.  öiirini ülkesinin tarihsel, kültürel dokusuyla örgüleyen ve bu dokuyu şiirine yedirmeye çalışan daha doğrusu  ülkesinin şiirini yazmayı seçen bir başka isim de Tamer Öncül'dür.  İlk dönem şiirlerinde yalın bir dilin hakim olduğu coşkulu ve Kıbrıs  sorunun öne çıktığını görürüz.   Onun özellikle İ Hora -öeher-5 adlı şiir kitabında, Lefkoşa özelinde  dizeleştirdiği tarihsel, kültürel doku, çağdaş Kıbrıs Türk şiirindeki yeni eğilim ve temaların olduğu kadar  kendi rengini bulmakta çaba gösteren bir şiirin de muştucusudur.  Bunun somut örneğini, 1998 yılında yayımlanan Gündüz Düşleri ve 2003 yılında yayımlanan  Kuru Pınar Yazıtları'nda derinleştirerek ulaştığı estetik yetkinlikte görürüz. İlk şiirlerinde hakim olan güncel olanın belirleyiciliği azalmış, şairin şiire hakim olan yetkinliği boyvermiştir artık:

"Yeniden doğmak için

sonsuz bir aşka,

ertelenmemeli ölüm...

Kendini tüketirken ey pınar

sen de biliyordun bunu...

Elimi tut,

peşinden gidelim denizin

sonsuz aşkın yatağıdır uçurumlar,

mağralar aldanışın derin kuyuları

Uçurumla kucaklaştıkça

kurtulur ruhlar

aldanışın esiri,

köhne teninden..."6

Harid Fedai ise Kıbrıs'ın kültürel tarihine ilişkin araştırmaları yanı sıra Kıbrıslılık ortak ana temasını işleyen şiirleriyle de öne çıkar. Onun  Koza adlı yapıtı, bir yandan  Kıbrıs'ın siyasal  tarihine ilişkin göndermeleri taşırken, yer yer destansı bir söyleyişe kayarak damıtık bir dil ürününe dönüşür. Ele aldığı temaları ironik bir dille  işlemedeki  ustalığı yanısıra, taşlamalarıyla da öne çıkan Harid Fedai Kıbrıslılığı şöyle betimler:

"Ben, eskilerce "Cezire-yi Hadrâ",

senin "Yeşilada" dediğin;

suyunu içip ekmeğini yediğin,

Kıbrıs'ım."7

M. Kansu,  Kıbrıs Türk şairleri içerisinde arayışları en yoğun olan sanatçıdır. Daha yoğun bir  edebi üst dil yaratma çabası yanı sıra, biçim arayışları da çeşitli olan şairdir.  Ayrıca, sürekli üreterek kurduğu şiir evreni, Kıbrıs Türk şairleri arasında ona farklı bir konum sağlar. Sıkı bir dil işçiliği daha çok da felsefi bir derinlikle Kansu'nun şiirinin yankıları ve yönsemeleri, önümüzdeki yıllar içerisinde ortaya çıkacak gibidir. Çünkü, Kıbrıs Türk şiiri içerisinde Kansu'nun, alışıldık,  bildik biçim ve tema arayışlarını henüz kıramamış Kıbrıslı şair ve okurların zaman içerisinde onun yapmaya çalıştığı yeniliği kavrayacağı kanısındayım. Onun ana tema olarak, ilk dönem şiirlerinde işlediği Akdenizlilik, giderek daha mikro bir alana, Doğu Akdenizliliğe kayar. Ayrıca, daha yakın dönemde yazdıklarında yine adanın tarihsel dokusundan, mitolojisinden esinlenen temalar ve daha yoğun olarak da erotizmi yalınlaştırma, biçimsel ve tematik anlamda şiirsel olanla öyküsel olanı aynı düzlemde buluşturma girişimleri arayışçı yanının sürekliliğini yansıtır.

Bir yandan geleneksel Kıbrıs şiirini, öte yandan Anadolu halk şiirinin söyleyiş olanaklarını şiirine taşıyan Bülent Fevzioğlu'nun da Kıbrıslılık vurgusunu lirik ürünlerinde görürüz. Esasında "Adalılık' diğer birçok Kıbrıslı Türk şair gibi Fevzioğlu'nda da tematik olmaktan çok bir ortak kültürel coğrafyanın paylaşılması bağlamındadır. 1987'de yayımlanan Sancılı Kan Yumağı ve 2001 yılında yayımlanan Bir Yanım Yazı  Bir Yanım öiir kitabındaki ürünlerde, hem 1960'lı yıllar toplumcu-gerçekçi Türk şiirinin izlerini görmek olasıdır hem de 1980'lerde derinleşmeye başlayan kültür-tarih vurgusunun Kıbrıslılık ekseninde kesişmesi olgusu belirgindir. Ama ayrıca vurgulamak gerekir ki, bu ada içerisinde, her şairin kendi adacıkları da vardır, tıpkı Fevzioğlu'nun Gazi Mağusa vurgusu üzerinde yoğunlaşması gibi.

"gün batarken dolaştım/şu ihtiyar kentimi

her geçtiğim sokakta buldum, çocuk sesimi...

zaman denilen cellat sana bir sözüm var

bakma öyle yüzüme ağlatamazsın beni...

yıllar olmuş, sinema/kapıları kapanmış

eski camekanlarda yırtık afişler kalmış.

her zaman mahcup bakan kumral, uzun saçlı kız

kesmiş uzun saçları kim bilir nere atmış.

üzerinden gölgemin geçtiği nice evler

yıkılıp, pasaj olmuş yerlerinde vitrinler.

iki uzak, yabancı ellerim, ceplerimde

Mağusalılar gördüm Mağusa'yı bilmezler.

zaman denilen cellat  sözümü, geri aldım

şu ihtiyar kentimde öksüz bir çocuk kaldım...

ister gül, ister oyna umurumda değilsin

uçurtma uçurttuğum sura çıktım ağladım...

sura çıktım ağladım bilirim, giden gelmez

lakin bizi piç eden zulmün de sonu gelmez."8

Mehmet Yaşın, bir bakıma Kıbrıslı Türk şiirini poetik düzeyde kuramsallaştıran şairdir. Onun hem şiirleriyle hem de değerlendirmeleriyle  derinleştirdiği Kıbrıslılık, taraftar bulduğu gibi karşı taraftarları da oluşturmuştur. Bu yazılarıyla Mehmet Yaşın, aslında Kıbrıs'ta olsun Türkiye'de olsun kimlik eksenli tartışmalara önemli bir boyut kazandırmış ve bunun  özellikle şiir düzleminde tartışılmasını sağlamıştır. Savaş karşıtlığı, romanlarında olduğu gibi, doğal olarak barış teması, felsefi sembollerini kimi kez mitolojik unsurlardan alıyor olsa da, bugünü yorumlamanın düşünsel derinliğini onun şiirlerinde yakalamamız  olanaklıdır. 

Aşağı-yukarı  yarım yüzyıllık bir dönemi olan  çağdaş Kıbrıs Türk şiirinin bu elli yıllık serüvenine baktığımızda, taşıdığı ortak ana temalar bakımından  yer yer kümelenmiş; tanımlama yerindeyse kendi coğrafi görünümüyle özdeşleşen 'ada' temalar belirgindir. Bu 'ada' temalar sıralamasında başlıca öğeyi, bir dönem 'ulus', 'anavatan', 'savaş' gibi unsurlar alırken,  özellikle kendini manzume ve masalımsı anlatımlardan arıtarak, şiirsel bir yatağa aktığında  Akdenizlilik ve Kıbrıslılık gibi 'kimlik'lenme teması yer eder. Bu  kendine dönüş, bir yandan şiirdeki  dirimi artırırken,  biçim ve içerik yönünden de Kıbrıs Türk şiirinin yetkinleştiğini  gösterir. Bu anlamda kendi şiirsel  damarını yakalamış şairler arasında M. Kansu, Neriman Cahit, Fikret Demirağ, Mustafa Adiloğlu, Filiz Naldöven, Hakkı Yücel, Mehmet Yaşın, Neşe Yaşın, Tamer Öncül, Bülent Fevzioğlu, Altay Burağan, Ayşen Dağlı,  Faize Özdemirciler, anılabilir.

Daha genç kuşaktan ve bir arayış içerisinde olan Rıdvan Arifoğlu, Mustafa Çelik,  öirin Zaferyıldızı, Beste Sakallı, Orkun Bozkurt, gibi şairlerin bir yandan Kıbrıslılık ana teması  etrafında  şiirsel örgülemeye gitmekte oldukları bir yandan da, yukarıda adlarını andığım şairlerin yakın dönem ürünlerinde görülmeye başlayan, Kıbrıslılık ana teması yanı sıra daha evrensel örneğin Akdenizlilik ana temasına yönelmeyi yeğledikleri görülür. Ayrıca belirtmem gerek ki bu genç kuşak şairlerin daha özgün; bir önceki kuşağın ardılı olmak, onları izlemektense, bunu bir birikim olarak değerlendirip farklı yönsemeler içerisinde olmaları da umut verici önemli bir gelişmedir. Ayrıca yakın dönem Kıbrıs Türk şiirinde belirgin olarak gözlemlenen içe kapanıklıktan kurtulup, bir dünya şiirinin parçası olma çabası da gözden kaçmamaktadır. Bu çaba daha yoğun olarak yeni kuşak şairlerin  hem farklı kültürdeki sanatçıları izlemeleri hem de yakın çevrede, bölgede ve dolayısıyla dünyada olagelen olaylar karşısında kayıtsız kalmamalarıyla daha bir öne çıkmaktadır.

Özgün masalları ve çocuklara yönelik ürünleriyle Kıbrıs Türk yazınında önemli bir yeri olan Ayşen Dağlı'nın  "Barış Sanattır' şiiri, Amerikan saldırganlığının  dünya jandarmalığına oynadığı  "savaş'ın bütün acımasızlığını yaşamış bir coğrafya ve kuşağın şairi olarak iyi bir yanıttır. Deklaratif bir içeriğe sahip olsa da, bu şiiri, ayrı bir şiirsel güzellik taşıyan not'uyla birlikte paylaşmak istiyorum:

"Biz ve bizden önce kaç kuşak, iki ateşkes arasında,

savaşçı bir spermle, savaşçı bir yumurtanın inadında döllendik

ve direndik yaşama.

Gözümüz savaşa açıldı; kulağımız savaşa.

Mermi kovanları oldu ilk oyuncaklarımız; barışla gelecek dendi

yenileri, hçlç bekliyoruz.

Ölmemek için öldürmek gerektiği öğretildi de ,

yaşamak için, ille de sevmek gerektiğinden hiç söz edilmedi.

Büyüdük ama;

savaşa rağmen ve anamıza.

Rüzgardan, çakıl taşlarından ve güneşten de birşeyler öğrendik.

Yangın artığı bir ormanda, avcılara rağmen yaşayan

ve çoğalan kınalı kekliklerden de.

Hafızalarımızı, sevgi saymaz bilgisayarlar gibi

dilediklerince formatlayıp yükleyenlere rağmen, unutmadık

Uzun zamanlar önce, daha cepli elbiselerimiz yokken,

etin tadı, kanın kokusu, gözlerimizi karartmamışken

çırçıplak insanlığımızın başında daha,

mağara duvarlarına resimler çizdiğimizi,

gül dallarına sürmeli gözler açtığımızı,

yüreğimizdeki aşk ateşiyle nefesler verdiğimizi,

sonra kuşları

ve dağlardan solo yaparak inen gürül gürül suları...

Büyük yaşam orkestrasının birer üyesi olduğumuzu, unutmadık.

Unutmadık, yalancı şeflerin, ölüm marşlarını

aldanışlarımızdan bestelediğini kanımızla notaya çektiğini

ve üstelik yine bize söylettiğini,

çalınan yaşamlarımızı unutmadık.

Biz dünyalıyız, savaş yıldızlara bulaşmadan hatırlamalıyız bunu

İnsanlık, tarihinin belki en büyük sınavına hazırlanıyor şimdi;

tanrıların ve tanrıçaların topraklarında...

Barış sanattır diyor kaosundan kendini yaratan dünya.

Haydi şimdi haykıralım hep bir ağızdan

Sanattır yaşamı bir bayrak gibi aşkla

dalgalandırmak afroditin ülkesinde

Ve sanat, barışı yakalamaktır asıl, bütün evrende.

Not:

Sevgilim, sevgililer gününü unuttum sanma

İkimize bir örnek gaz maskesi aldım ve seni aradım

Silopi'de buluşalım, konfetiler altında değilse de patriotlar altında yürüyelim diyecektim

Ama yoktun, yoksa bana haber vermeden canlı kalkan mı oldun?"9

Şubat, 2003

Sezai Sarıoğlu'nun bir değerlendirmesinde altını çizdiği gibi,  Kıbrıs Türk şiirinin "1974 sonrasındaki en temel özelliği öteki'nin varlığını ve acısını tanıma üzerine kurulu olmasıdır. Bu şiirlerin, bir yanıyl"adalet korkusunu", "öteki korkusunu" yenme şiirleri oldukları söylenebilir.  Bu şiirlerde, eşitlik, özgürlük, çözüm gibi imgeler bir yana daha derinde bir adalet duygusu yer alır. öoven kimliğin. hamasi şiirin vazgeçilmez uzantısı olan, kahraman, şehit, vatan, düşman, bayrak, ezan gibi sözcüklerin etrafında örülen hakikat yerine, "Başka bir Kıbrıs mümkün"e ait imge ve hakikatlerin geçirilmesidir."10 Böyle bir çabanın,  sadece Kıbrıs Türk şiirinde değil, genel olarak Kıbrıs edebiyatında, en başta Kıbrıslı Türk şairler tarafından gösterildiğini, gösterilmekle yetinilmeyerek sanatsal yetkinliği yüksek ürünlerin de verildiğini  özellikle belirtmek gerekir.

Toplumsal hafızanın şiddetle yokedildiği, bireysel kimliğin törpülenerek, bireyci kişiliğin bütün değerlerin üzerine çıkarıldığı enformatik kuşatma içerisindeki dünyada, acıyı, yokluğu, yoksulluğu ve elbette bütün bunların dindirilmişliğinin özümsenebileceği "barış' ortamının sıcaklığını en çok bu sızıyı yüreklerinde duyanlar anlayabilir ve duyumsarlar. Hayatlarının hemen her karesinde belirsizlik yaşamış Kıbrıslı Türklerin, özellikle de Kıbrıslı kadın şairlerin böyle bir  duyarlık sergilemeleri yadsınmamalı ve bu konudaki öncü rolleri özellikle önemsenmelidir.

Başka bir ülkeden mektup gönderildiğinde bile zarfın üzerine sadece "Kıbrıs' adının yazılmasının yeterli olduğu, biribirine adres sorulmayacak kadar yakın insanların, "düşman' edilmesinin kirini taşıyan bir tarihe tanıklık ediyoruz. Bu tanıklığın içerisinde bizim belki de en insan yanımız, yine de, bunu lanetleyebilme erdemimizdir.  öair biraz da bu erdemi duyumsatan insandır.  Değilse, emperyalist kuşatmanın savunucularının yazdıkları, insanlığı kan ve gözyaşıyla başbaşa bırakanların kaleme aldıkları da "yazmak' değil midir?

Faize Özdemirciler'in "Tarih yalan söyler  coğrafyanın burnunu uzatır göçler" şiirinde duyumsattıkları bunun güzel örneğidir:

"

lakaplara göre dağıtılan mektuplarla

keten üzerinde ateşkes olurdu kuşlukvakitleri

istanbul'dan zeynel abidin cümbüş

atina'dan titsanis, maanoli, rita

bizden de bir tutam yasemin şarkılara

silahlar mı... sonra

gitmek kurumaktı

kalmak doğu'yu batı'yı unutmak

şu kuzey'de güney'de ne var

bak dereyi küçümseyenler

tenlerindeki tuzu atacak su bulamıyorlar

altmışdörtlü çocuklar hep savaş

ve ben tarihin üstüne yürüyen

şeffaf bir kelebek sanıyorum kendimi

haritanın yırtıldığı günü

bayram sanarak büyüyor bebekler

sahiller beden yıkamamış yalamamış

sokaklar hiç ayaklanma görmemiş sanki

okuldan kaçtığı günleri unutan

aşıklar düştü payıma

test sorularında hiçbiri'ni işaretleyen

çocuklardan başka mudum yok şimdi

tarih yalan söyledi coğrafyanın burnu uzadı

yeşil çizgiye kadar sevebildik birbirimizi

dışarda geçen zamanlar çook uzadı

her aşk gibi bizimki de

benzeyecekti yaşadığı göçlere."11

Yine belirtmem gerekir ki, Neriman Cahit, Faize Özdemirciler, Ayşen Dağlı, Havva Tekin, Neşe Yaşın, Faize Özdemirciler, öirin Zaferyıldızı ve Beste Sakallı gibi kadın şairlerin dizelerinde feministçe olmayan ama, kadın kimliğini de duyumsatan bir vurguya gözden kaçırmamak gerek. Ayrıca Kıbrıs Türk şiirinin hamaset dolu laflardan,  kaba milliyetçi-şoven bir çizgiden arınmasında kadın şairlerin önemli bir payı vardır. Barış ve özgürlüğün içtenlikle şiirleştirildiği bu adların ürünlerinde, kadınca söylemin anacıllık kadar, bir cinsiyet vurgusu olarak da yansıtıldığını ayırt etmek zor olmayacaktır. Ayrıca, Kıbrıslı kadın şairlerin, bir dönem Kıbrıs Türk şiirinde egemen olan kendisini İstanbul edebiyat otoritelerine kabul ettirme gayretinden de uzak durdukları, en azından bunu en az hissettiren oldukları gerçeğini de anımsatmak gerek. Bu bakımdan, kuşkusuz, bugünkü şiir birikiminin zengin damarlarını oluşturan Özker Yaşın, Taner Baybars, Osman Türkay, Nevzat Yalçın, Mustafa Adiloğlu, Mehmet Kansu, Fikret Demirağ gibi adları unutmaksızın, Kıbrıslı Türk kadın şairlerin imge dünyaları, duyarlıkları, hayatla olan yüzyüzeliklerini  yapmacıklığa kaçmadan, bütün doğallığıyla ürünlerine taşımalarından dolayı, ayrı bir önem taşıdıklarının altını çizmek gerekiyor.

Özellikle şiirle uğraşını bir hevesin ötesine taşıyarak, inatla sürdürme ve onu besleyen kaynakları zenginleştirme bakımından, genç Kıbrıslı şairlerin gayretini görmek gerekir. Faize Özdemirciler gibi kendi poetikasını sağlamlaştırmış ve yakaladığı özgün imgeler yanısıra aydın/sanatçı tavrını ürettiklerine sindiren bir adı; şiiri hayatın sağlam yanından besleyen ve duyarlığıyla hayatı bir şiir gibi özümsememize katkıda bulunan Beste Sakallı'yı; şairce tavrın insani bir erdem olarak dünyayı solumak olduğunu duyumsatan Altay Burağan'ı ve sevince sürekli bir açık pencere bırakan Mustafa Çelik'le Orkun Bozkurt'u şiirin bu ortak paydasında buluruz.

Sevda, her halkın olduğu gibi Kıbrıs Türk  halkının da özlemlerinin sığındığı şiirsel bir sözcüktür. Bu bakımdan sevda teması, Kıbrıs Türk şairlerinin hayatı anlamak kadar, yorumlamalarının da ortak sembolü gibidir. Sevda, çoğu zaman kavuşmanın, kavuşmaya çalışmanın duyulduğu özlemdir. Kuşkusuz ayrılıklar da. Onbin yıllık Ada tarihinde toplumlar kadar, uygarlıklar da yeni ırmaklara akmış; yeni kültürel coğrafyaların oluşmasına zemin hazırlamışlardır. Bu bakımdan her  ada tarihinde saklı bir yalnızlık kadar tükenmez bir de hasret vardır. Bunu güzel ve yalın bir şekilde dile getirenlerden biri de Beste Sakallı'dır:

SARI GÜLLER

Bitmiş aşklar listesindeyiz biz de artık

Kapanmış düş sayfalarında

Küllenivermiş ateş          

birbirlerini kovalıyor mülteci çocukluklarımız

kalmadı gizlimiz saklımız aynalardan

Çok şımarttık düşlerimizi şu küçücük coğrafyada

Çok terkettik vakitsiz

bu sarı güller o yüzden gözlerinde

şu donan gelincik o sebepten gönlünde

gökyüzü hep parçalı bulutlu artık buralarda

şehla rüzgarlar esiyor kaldırımlarımda

açmaya korkuyor mor laleler tenimde

bir çocuk ağlıyor

bir yıldız kayıyor saçlarımdan

ve hala "sen' sızıyor bir yerlerden"

Buradan şu noktaya gelebiliriz; Çağdaş Kıbrıs Türk öiiri, gerek biçim bakımından gerekse yönsemeler açısından çocukluk evresini tamamlamış bir sürecin içerisindedir. Özellikle son yıllarda Kıbrıslı Türk şiiri üzerine sıklıkla gündeme gelen tartışma ve değerlendirmeler, yeni  yeni basılan şiir kitapları bu türün belli bir birikimi oluşturmuş olduğunu yansıtmaktadır. Adanın kendi özgün konumundan kaynaklanan ve yer yer sanatsal kaygıdan ziyade, politik dalgalanmaların edebiyatı belirlemesi açmazı da, biriktirilmiş estetik/sanatsal zenginlik sayesinde aşılacak izlenimi vermektedir. Çünkü, genel olarak Kıbrıs Türk edebiyatı, ama özel olarak Kıbrıs Türk şiiri, nitelikli üretimlerin ve ilk gençlik hevesiyle kendini ispatlamak gayretindeki bir dolu şiir yazarın serüveni olmaktan çok, şiiri şair işi olarak değerlendirip, bunun zeminini oluşturan ustalarını çoğaltmaya başlamış bir düzeydedir. Günlük hayatın sıcak politika içerisinde sürekli olarak şekillenmesinin şair üzerinde de etkisini görmezlikten gelmek olamaz. Ayrıca belirtmek gerek ki,  siyaset de hayatın bir parçası ve ülkenin gerçeğidir. öairi, sanatçıyı büsbütün olarak  siyasetten soyutlamak doğru olabilir mi?  Yanlışlık, sanatsal ürünü, şiiri siyaset gibi görmek, ondan tıpkı siyasetçi gibi pratik ve güncel yararlar ummaktır. 

Bugün ana hatlarıyla bakıldığında, hem toplumsal olaylara hem de bireysel derinliklere Kıbrıs Türk şiirinde, kadın şairlerin daha bir hakim oldukları görülür. Bu aslında rastlantı değildir. Tıpkı 1943 kuşağı olarak adlandırılan, hececi-romantik şairler arasında kadınların ağırlık taşıması (Urkiye Mine Balman, Pembe Marmara) gibi, 2000'li yıllarda da Kıbrıs Türk şiirinde kadın şairlerin (Feriha Altok, Ayşen Dağlı, Neşe Yaşın, Faize Özdemirciler, öirin Zaferyıldızı, Beste Sakallı) önemli bir ağırlık kazandığını söylemek olanaklıdır.

Bu yazı çerçevesinde ele alınan yapıtlar ve burada değinilmeyen ancak bu  çalışma yapılırken göz önünde tutulan diğer şiir kitaplarının belirgin olarak ana temasında, belli bir dönem ulusal aidiyet duygularının 'milliyetçilik' ekseninde, ardından bir kültürel  derinlik kazandırmak ve daha geniş bir  bakış açısıyla değerlendirilmesini sağlamak anlamında 'Kıbrıslılık' ve nihayetinde, yakın dönemde ise giderek bir 'Akdenizlilik' ekseninde şekillendiğini söylemek olasıdır. 

KAYNAKLAR

1 Mehmet Yaşin(1994), Kıbrıslıtürk öiiri Antolojisi, Yapı Kredi Yayınları, s.36.

2 Yücel, Hakkı [1996). "Ulusal-Etnik Kimlik Tartışması İçinde Çağdaş Kıbrıslı Türk öiirine Bir Bakış", Sombahar Dergisi, Sayı 35, 7-12.

3 Gökçeoğlu, Mustafa  (?1993). Şu Adamız/Dediğimiz,  Mez-Koop Bankası Ltd. Yayınları.

4 Yaşın, Neşe (1998). "Ben Babadan Doğma Bir öairim", Yaşasın Edebiyat Dergisi, Sayı 9, 59.

5 Öncül,Tamer (1996). İ Hora - Şeher-, Pygmalıon Yayınları, Lefkoşa.

6 Tamer Öncül(2003), Kuru Pınar Yazıtları, Pygmalion Yayınları, Ateş Matbaası, Lafkoşa.

7 Fedai, Harid (1997). Koza,  Abo Basım, İstanbul.

8 Bülent Fevzioğlu (2001), Bir Yanım Şiir/Bir Yanım Yazı, Samtay Vakfı Yayınları, Ürün Matbaacılık, Ankara.

9 Turnalar , KIBATEK'in Üç Aylık Edebiyat ve Çeviri Dergisi,  Sayı: 12,  Ekim 2003.

10 Sezai Sarıoğlu, Kıbrıs Şiirinin Kırılma Noktası, öteki-siz,  2005/1.

11 Faize Özdemirciler (2001), Her Aşk Doğduğu Yere Benzer, Hera Şiir, İstanbul.