Anasayfa    Giriş    Yayın İlkeleri    Ciltler    Özel Sayılar ve Bölümler    Yayın Yönetmeni    Yayın Kurulu    Hakemler   
Basıma Hazırlayanlar    Etkinlikler    LITTERA Hakkında    İletişim    Duyuru    Dizin    Français    English


Cemal Sakallı

AVRUPA EDEBİYATI KANONU ve AVRUPA EDEBİYATI BİLİMİ

Zusammenfassung:

Literaturgeschichtsschreibung, nun unabhängig davon, ob lokal, regional, national, kontinental oder universal konzipiert, stellt hauptsächlich ein Versuch der Kanonisierung von Literatur dar. Das Verfahren der Kanonisierung ist die Erstellung und vergleichende Systematisierung der Gemeinsamkeiten bzw. der Literatursynthesen. Wenn man eine Literaturgeschichte in Bezug auf einen Kontinent schreibt, wird der Anspruch, daß der zu erforschende literarischer Aspekt auch eine repräsentative Gültigkeit besitzt, legitimisiert werden können. Diese repräsentative Gültigkeit eines literarischen Aspekts muss nicht nur eine kontinentale, sondern auch eine nationale Größe implizieren. Das Kriterium der Gemeinsamkeiten läßt sich nicht allein aus dem gesamten Beziehungsgeflecht des Allgemeinen, sondern auch zwischen einem spezifisch Besonderen und dem Allgemeinen erstellen, da die Literatur eines Kontinents aus National-Literaturen, und eine nationale Literatur wiederum aus regionalen und lokalen Literaturen komponiert ist. Bei der Kanonisierung des Literarischen im Rahmen eines Kontinents als Totales und wiederum im Rahmen Europas als Spezifikum muss also nicht nur das "supranational Gemeinsame", sondern auch das "national Repräsentative" in erster Linie berücksichtigt werden.

Keywords: Europaen literature, the canon of literature, national literature,  worldliterature,  the art of literature, stilistic period

Anahtar Sözcükler: Avrupa Edebiyatı,  edebiyat kanonu,  ulusal edebiyat, dünya edebiyatı, edebi  tür, biçemsel dönem,

1940'lı yıllardan bu yana genelde kuramsal ve uygulamalı genel yazın araştırmalarında özelde ise karşılaştırmalı yazın tarihi alanında; Avrupa Edebiyatı"  kavramı daha sık kullanılmaya başlanmış, "Avrupa Edebiyatı Tarihi" araştırmaları daha yoğunluklu olarak sürdürülmüştür. "Avrupa Edebiyatı' kavramının  Türkiye'de ilk kez 1940 yılında İsmail Habib Sevük1 tarafından kullanılması ve yazdığı makalenin başlığını ve içeriğini oluşturması, Türkiye'de de anılan kavrama ilginin olduğunu, bu tartışmaya henüz o yıllarda başlandığını, ancak sürdürülmediğini gösterir.   

Tarihsel olarak uluslar üstü ve çoğulcu yazın anlayışı çerçevesinde oluştuğu ve yerleştiği gözlemlenen "Avrupa Edebiyatı" kavramı Goethe'nin  "Weltliteratur-Programm" (Dünya Edebiyatı Programı)'ına ,  Friedrich Schlegel'in "Geschichte der alten und neuen Literatur" (Eski ve Yeni Edebiyatın Tarihi)  hakkındaki yazın tarihini ayrımlaştırıcı görüşlerine ve son olarak ise siyasal anlamda 60'lı yıllarda gerçekleşmeye başlayan  "Europa-Gedanke" (Avrupa Düşüncesi) oluşumuna dayanır.   "Evrenselci Dünya Edebiyatı" anlayışı ve "Avrupa Düşüncesi" hem tarihsel hem de düşünsel olarak birbirini karşılıklı beslemiş, özellikle de "Evrenselci Dünya Edebiyatı" anlayışı karşılaştırmalı yazın biliminin temel yöntemsel yaklaşımı olan "ulusal yazınlara uluslar üstü yaklaşımı" özendirerek "Avrupa Edebiyatı" ve "Avrupa Edebiyatı Tarihi" kavramının yerleşmesine temel hazırlamıştır.

İlkin Goethe'nin biçimlendirdiği "EuropA?ische Weltliteratur" (Avrupa Dünya Edebiyatı) anlayışı daha sonra Giuseppe Mazzini'nin  D'una letterature europea (1829) adlı denemesinde belirginleşmiş olan ve kıtasal olarak Avrupa odaklı dünya edebiyatı anlayışı  bugün "Avrupa Edebiyatı" kavramına dönüşmüştür. Mazzini'nin anılan denemesini dünya edebiyatı tarihi yönelimli başka çalışmalar, örneğin; Johannes Scherer'in  Bildersaal der Weltliteratur (1848) izler ve bu çalışmalar önceleri dünya edebiyatını Batı Avrupa edebiyatları ile sınırlı tutar. 20 yy. başlarında Avrupa'daki ortak yazınsal gelişmeleri, akımları konulaştıran yazın tarihi çalışmaları artar. Bunlardan bazıları: George Saintsbury:  Periods of European Literature (1889-1904), Laurie Magnus: A General Sketsh of European Literature in the Centuries of Romance (1918), A History of European Literature (1934), Van Tieghem: Précis d'histoire littéraire de l'Europe depuis la Renaissance (1925, 1941), Ernst Robert Curtius: Europäische Literatur und lateinisches Mittelalter (1948), Nicolas Ségur: Histoire de la littérature européenne (1948-1952) vd.  Böylece "Avrupa Edebiyatı" karşılaştırmalı yazın tarihi alanında hem araştırma konusu hem de yazınbilimsel anlayış olarak kabul görür ve yerleşir.

Son yıllard"Avrupa Edebiyatı Bölümü" adı ile bağımsız bir edebiyat bilimi bölümünün ve programının üniversitelerde açılmasına yönelik görüşlerin oluştuğu, olgunlaşmaya başladığı ve bununla ilgili kuramsal yazıların yayımlandığı da görülür2.

Avrupa kıtasındaki ulusal yazınları dünya edebiyatı tarihi yazımı bağlamında düşünen ve araştırma konusu olarak algılayan  karşılaştırmalı yazın bilimi, Avrupa'yı öncelikle "coğrafya-dışı' süreçler olarak düşünür3.  Avrupa'yı coğrafik bir bölge olarak algılamayan karşılaştırmalı yazın bilimi, edebi ve sanatsal anlamda "Avrupa Edebiyatını' ve dolaylı olarak Avrupa'yı ulusal sınırları aşan görüngüler araştırması, bir başka deyişle; "Avrupa araştırması" (Europaforschung)4 olarak görür. Bunun nedeni, bu kıtanın tarihsel, düşünsel bir birlik olarak görülmesi ve bu birliğin kültürbilimsel olarak ortaya çıkarılmaya, temellendirilmeye çalışılmasıdır.

1970'li yılların ortalarına değin "Avrupa Edebiyatı' çalışmaları Avrupa Birliğinin kültürel anlamda temellendirilmesi doğrultusunda yürütülmüştür. Avrupa Birliğinin kültürel ve sanatsal birlikteliğini tarihsel olarak yazınsal metinlerde kanıtlamaya çalışan temel çalışmalardan biri Ernst Robert Curtius'un Europaeische Literatur und Lateinisches Mittelalter  (Avrupa Edebiyatı ve Latin Ortaçağı) adlı yapıtıdır. İlkin 1948 yılında yayınlanan bu yapıtta Curtius Avrupa'daki ulusal yazınların "Anlam Birliği" oluşturduğunu kanıtlamaya çalışır. Bu yapıtın en önemli savlarından biri, Avrupa'daki uluslaşma sürecine rağmen Ortaçağ Latin edebiyatındaki yazınsal biçim ve içeriklerin ulusal yazınlardaki sürekliliğidir. Anlamsal birliğin geleneksel olarak sürekliliği, siyasal anlamdaki Avrupa Birliğinin yazınsal ve kültürel ortak gelenek olarak görülen Latin dünyasından beslendiği  görüşüne dayandırılmak istenir. Ünlü tarihçi Toynbee'nin Avrupa kültürünün geleneksel birliğini vurgulamak üzere kullandığı ve Avrupa'yı  "Anlamsal Birlik" olarak değerlendiren görüşü, Curtius'un çalışması için temel çıkış noktasını oluşturur. Curtius gibi Hans W. Eppelsheimer de Geschichte der europaeischen Weltliteratur(1970)  (Avrupa Dünya Edebiyatı Tarihi) adlı yapıtında Avrupa'yı siyasal bir yapıdan öte geleceği kuracak olan kültür ve uygarlık düşüncesi olarak görür.   Eppelsheimer'e göre Avrupa'nın kendi içindeki uyumu, bir başka deyişle, "Avrupanın Avrupalılaşması" Thomas Mann'ın Buddenbrock (1901) adlı yapıtında görünürleşir. Eppelsheimer anılan yapıtına yazdığı önsözde öylesine Avrupa merkezci, öylesine ütopik, öylesine kolonisel düşünür ki, Amerika önderliğinde Avrupa'nın kuracağı uygarlığın tüm dünyayı Avrupalılaştıracağı zamanının geleceğini bile savlar. Bunun başarılabilmesi için de Avrupa'daki yazınlarının ortak geleneklere sahip olduğu fikrinin ciddiye alınması gerektiğini vurgular. "Avrupa Dünya Edebiyatı" kavramı Eppelsheimer'de  Avrupa'nın gelişmiş öncü ülkelerinin yazınlarını, yapıtlarını temsil eder.

1990'lı yıllardan sonra, karşılaştırmalı yazın biliminde ve yazın tarihi alanındaki çalışmalarda "Avrupa Edebiyatı' araştırmaları daha tutarlı, siyasal ve kültürel önyargılardan daha bağımsız olarak yürütülür. Bunda kuşkusuz karşılaştırmalı imgebilim çalışmalarının önemli bir yeri vardır. "Karşılaştırmalı İmgebilim' alanında etkinleşen Hugo Dyserinck Europa und das nationale Selbstverstaendnis (1988)  (Avrupa ve Ulusal Özdeşlik) adlı ortak yayında ve diğer makalelerinde Avrupa yazınlarında uluslara ilişkin yazınsal imgeleri belirginleştirerek "Avrupa ne çektiyse önyargılarından çekmiştir" görüşünü sürekli gündemleştirmiş, Avrupa'yı daha yansız, daha tarafsız bir yöntemle   kültürel bir "laboratuvar" (Laboratorium Europa)5olarak kabul edilmesine öncülük etmiştir. "Avrupa Laboratuvarı", ortak tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel gelişmelerin  ışığında, Avrupa kıtasına özgü uluslar üstü yazının, diğer bir deyişle "Avrupa Edebiyatı'nın belirginleştirilmesi açısından değerlendirilir ve önemsenir. Avrupa kendine özgü bir kıtadır, ancak diğer kıtalardan özerk değildir, görüşü yaygınlaşır. Bu yaklaşım, aynı zamanda Avrupa'ya çoğulcu bir yaklaşımdır ve "Avrupa Edebiyatı' kavramı artık çoğul yazınsallığın oluşturduğu bir dizgenin adı olarak yerleşir.  Bu yaklaşımla 90'lı yıllardan sonra karşılaştırmalı yazınbilim çalışmalarında Avrupa'ya özgü ortak birlikteliklere, ulusal yazınların birbirine yakınlıklarına, yabancı kültür etkilerine, ulusal yazınlar arasındaki iletişim ve etkileşim gibi konulara yoğunlaşılır;  uluslar üstü bireşimlerin açıklanması ve Avrupa kıtasını kapsayan "uluslar-üstü yazın tarihi" yazımı, dolayısıyla dünya edebiyatı tarihinin Avrupa kıtasına özgü belli bir bölümünün oluşturulması hedeflenir.  

"Avrupa Edebiyatı" kavramı ve  "Avrupa Edebiyatı Tarihi" yazımı bugün artık eski ve ulaşılmaz bir öngörü olmaktan, ama daha çok Avrupa merkezci bir yaklaşımın ürünü ve amacı olmaktan çıkmıştır. Sayıları her gün artan ve yayımlanan araştırmalarda  "Avrupa Edebiyatı'ndaki "biçemsel akımlar" ve "türsel gelenekler"6gibi genel edebi konular ulusal yazınlar arasındaki "oluşumsal temas" ve "tipsel bağıntı" ilişkileri çerçevesinde araştırılır.  Dünya edebiyatı ve Avrupa tartışmaları temelinde  sürdürülen ve yayımlanan araştırmalarda Avrupa edebiyatındaki ortak benzerlikler ve farklılıklar "tür yapıları" ve "biçemsel dönemler" itibariyle "karşılıklı etkileşim" bağlamında sürdürülür. Böylece  yazınsal görünümlerin salt Avrupa'ya özgülüğü, "Avrupalılığı" değil, dolaylı olarak ulusal yazınlar arasında etkileşimlerle oluşan yeni bireşimlerin tipolojisinin de belirginleştirilmesine çalışılır. Böylesi çalışmalar dünya edebiyatının bir parçası olan Avrupa kıtası edebiyatının ve dolaylı olarak uluslar üstü yazın tarihi olarak "Avrupa Edebiyatı' tarihi yazımının, son aşamada ise dünya edebiyatı tarihi yazımının ilk örneklerini oluşturması açısından önemli bir açılımdır.

Kıtaya özgü yazın deyince, öncelikle ulusal yazınların oluşturduğu ortak bireşimler  akla gelir. Katışık ya da bireşimli yazını olanaklılaştıran etkenlerin başında yazın dışı tarihsel, toplumsal, siyasal ve kültürel süreçlerin önemli rol oynadığı bilinmektedir. Yazın dışı ortak birliktelikler "yazınsal bireşimi" belirleyen temel bileşen olarak değil, yardımcı bir öğe olarak kabul görür.  Ulusal yazınlar üstü bireşimler öncelikle "yazınsal" gelişmelerle, süreçlerle ve "yazın-bilimsel" ölçütlerle açığa çıkarılmaya çalışılır.   "Avrupa Edebiyatı" kavramı ve "Avrupa" kavramından türetilen diğer yazınbilimsel kavramlar Avrupa'nın temel kültürel dokusunu oluşturan sanatsal birliktelikleri, bireşimleri, Avrupa'nın siyasal ve kültürel birliğini kanıtlamak için değil,  genel bir görüngü olarak ortaya koyma çabasındadır ve o nedenle öncelikle yazın bağlamında özel ile genel arasındaki tarihsel ilişkiyi ortaya çıkarmada ve genelin bilgisine ulaşmada önemli bir araştırma evreni olarak kabul görür.

Avrupa Edebiyatı kavramı çok popüler olmasına ve sıklıkla kullanılmasına karşın, araştırma alanı bir yığın yazınbilimsel ve yazın-tarihsel sorunlarla doludur. Sorunların başında, özel ile genel arasındaki ilişkinin dizgeselleştirilmesi gelir.  "Avrupa Edebiyatı' bir dizginin (Kanonun) adı ise, bu dizgiyi oluşturan alt dizgiler arasındaki ilişkilerin nasıl ve ne olduğu da önemlidir ve bu ilişkilerin kendisinin de dizgeselleştirilmesi gerekir.

Bir kıtaya özgü yazın tarihi yazımı ve dolayısıyla  "Avrupa Edebiyatı" tarihi yazımı iki temel bileşenden hareket edebilir. Bunlar uluslar üstü bireşimlerin gerçekleşmesini sağlayan çok yazınsallık ya da çoğul yazınsallık (MultiliteralitA?t) ilişkileri ve  ulusal yazınlar arasındaki karşılıklı etkileşim ilişkileridir. Diğer bir deyişle; "Avrupa Edebiyatı' bir bireşimin, bir dizginin adı ise, o bireşimi oluşturan dizgi salt çoğul yazınsallık ilişkilerinin kaynağı konumundaki ulusal yazınlar arasındaki karşılıklı etkileşimler değil, ulusal yazınlar ile çoğul yazınsallık ilişkileridir. Burada söz konusu olan özeller arasındaki ilişkiler ile özel ile genel arasındaki ilişkidir ve bu ilişki doğal olarak her zaman aynı doğrusal çizgide gelişmemiştir. Kıtasal ölçekte yazın tarihi yazımında temel alınması gereken konu, o nedenle, bireşimlerin kaynaklarının birlikte değerlendirilmesidir. Bu bireşimlerin kaynaklarının ne ölçüde birlikte değerlendirilebileceği ise ayrı bir sorundur.

Bireşimler çoğul yazınsallık ilişkilerinin dizgisel çerçevesini oluşturur ve o nedenle hem özgün olanla katışık (Komplex) olan hem de özel ile genel arasındaki oluşumsal ilişkilerin ve bağıntıların kurulmasıyla açıklanabilir.  Ancak, "Çoğul ilişkilerin saptanması görüngülerin belirli genelleştirimini ve bunlara uygun ölçütleri gerektirir "7.  Bu anlamda genel görüngülere ölçütler geliştirebilmek  için çoğul yazınsallık süreçlerini etkileyen genel, çoğul, özel görünümler birlikte düşünülmeli, bu görünümler saptanabilmeli, anılan ilişkiler ve alanlar dizgeselleştirilebilmeli,  özelde "Avrupa Edebiyatı Tarihi" genelde ise "Dünya Edebiyatı Tarihi" yazımında temel kaynaklar, yönelimler belirlenebilmelidir.

Ana ilkelerin oluşturulabilmesinde temel bir takım sorunların belireceği bir gerçektir. Bunlardan bazılarına değinmek gerekirse: Bir kıtaya özgü yazınsal bireşimin kaynağı, yukarıda belirtildiği gibi, ulusal yazınlar ve ulusal yazınlar arasındaki ilişkilerdir. Ulusal yazınlardaki görüngüler genel yazın görüngülerinin oluşturanıdır. öu durumda sadece ulusal yazınlardaki görüngüler değil, bireşimin oluşması, genel yapı ile ulusal yazındaki bir görüngünün bireşimleşme biçimi ve süreci belirleyicidir. "Bireşimleri oluşturan benzerlikler temas ilişkileriyle ve tipsel bağıntılarla meydana gelir"8.  Bu bağlamda, "Avrupa Edebiyatı' tarihinin dizgisel verilerine ulaşabilmek için "Avrupa Edebiyatı'nı oluşturan temas ilişkilerinin ve tipsel bağıntıların aşamalarının yazınsal süreçlerinin öncelikle zamansal ve mekansal olarak ortaya çıkarılması, saptanması gerekmektedir. 

Temas ilişkileri yazınsal dizgi oluşumunda ilk evredir. Temaslarla gerçekleşen yazınsal oluşum aynı zamanda yazınlararası devingenliğe işaret eder. Yazınsal devingenlik ise değişimlerin ve dönüştürümlerin gerçekleşmesini sağlar. Ulusal yazında var olan gizilgücün harekete geçmesi, gerçekleşmesi ve tamamlanması sürecinin izlenmesi yapıtlar, yazarlar bağlamında çetin güçlükler oluşturmayabilir.  Ancak uluslar üstü yazın tarihi yazımı salt temasları konulaştırmak, temasları saptamak değil, aksine temaslarla gerçekleşen değişimleri, bireşimleri, genel görünürleri dizgileştirmedir (kanonlaştırmadır). Çünkü, yerel, bölgesel, ulusal, kıtasal veya evrensel ölçekte bir yazın tarihi yazımı bir yönüyle yazını hem zaman hem de mekan olarak dizgileştirme (kanonlaştırma) çalışmasıdır. Dizgileştirme, bu anlamda, benzerliklerin ve yazınsal bireşimlerin, diğer bir deyişle; özelden kaynaklanarak genelleşen görüngülerin  nedenlerini, gelişme süreçlerini ve sonuçlarını  tarihsel olarak karşılaştırmalı  dizgeselleştirilmesidir.

Kıtaya özgü yazın tarihi yazımında en öncelikli sorunlardan biri de, yazınsal bir görüngünün kıta ölçeğinde temsil edilme durumudur. Yazınsal bir görüngünün temsil geçerliliği en az iki ulusal yazını  içerebilmelidir.  Temsil geçerliliği yazınsal görüngülerin benzerliği veya koşutluğuyla ilgilidir. Benzerlik ölçütü sadece çoğul genel ilişkiler durumundan değil, özel olanlar ve aynı zamanda özel ile genel arasındaki ilişkilerden oluşur. Bir kıtaya özgü veya "Avrupa Edebiyatı' tarihi yazımı sadece uluslar üstü benzerlikleri değil, ulusal yazına özgü olanları, ulusal yazınları temsil edebilen görüngüleri de göz önünde bulundurabilmelidir.  Bu bağlamda örneğin, türlerin yapılarını konulaştıran yazın tarihi çalışmalarında ulusal yazını temsil eden türlerin yapılarının  öncelikle belirginleştirilmesi gerekir.

Bir yazınsal görüngünün genel, çoğul yazınsallık özelliğini ortaya çıkarmadaki en önemli sorun, uluslar üstü benzerliklerin gerçekleşme biçimleridir. Çoğul  yazınsallık dizgesinde ulusal yazın görüngüleri arasındaki benzerliklerin ölçüsü ve bu benzerliklerin niteliği ve niceliği bilinen karşılıklı ilişkilerin ve temasların biçimine göre değişebilmektedir.  Çoğul yazınsal görüngünün tipsel özyapısı sadece iki yönlü değil aynı zamanda çok yönlü ilişki biçimleri çerçevesinde oluşturulabilir. Çok yönlü temas ilişkilerinin benzerliğinin ölçüsünü saptayabilmek için belirgin olan yazınsal görüngünün etki, alımlama ve dönüşüm süreçleri hem zamansal hem de bölgesel ve yerel olarak gözetilmeli ve saptanabilmelidir.

Alımlama bir gerçekleştirim edimi, aynı zamanda dönüştürüm ve üretim sürecidir. Kıtasal ölçekteki benzerlikleri oluşturan bağlantıların, alımlamaların periodikleştirilmesi hem yöntemsel hem de teknik olarak sorunlarla doludur. O nedenle uluslar üstü yazınsal katışıklıkların, örneğin biçem katışıklıklarının  periodikleştirilmesi, yukarıda anılan etki, alımlama, dönüşüm ve üretim süreçleri gibi belli niteliksel ölçütler gözetilmeden ortaya konamaz. 

Yazın tarihinde yazınsal biçemlerin, devirlerin, dönemlerin periodikleştirilmesi yazın tarihçisini bekleyen en zor görevlerden biridir. Yazın tarihsel her devir, dönem özerk olarak kabul edilemez. Çünkü yazın tarihi ve dönemler yazın tarihçisinin bir yapılandırımıdır9. O nedenle, yazın tarihinde dönem adlarında pek bir sorun yaşanmazken, yazarları, yapıtları dönemlerin içinde anmak, dönemlerin birine yerleştirmek sorunlarla yüklüdür. Örneğin Alman romantik dönemi farklı zamansal ve mekansal alt bölümlere ayrılır. Bunlar "erken, geç, yüksek, genç, yeni, Jena, Heidelberg, Viyana, Berlin' romantik akımlarıdır. Ancak periodikleştirme sadece zamanla ve mekanla sınırlı kalmaz, yazınsal, siyasal, felsefi olarak da gerçekleştirilir. Örneğin erken romantiklerde kozmopolitizm ve onun metafizik poetika yönelimi öne çıkarken, geç romantiklerde ulusal ve halkçı romantik anlayış daha belirginleşir; restorasyon dönemiyle birlikte  siyasal romantizm ağırlık kazanır10.   Yine romantik dönemden bir örnek vermek gerekirse: İtalyan romantik akımı büyük ölçüde Fransız romantik akımından etkilenir. İtalyan romantik akımının öncüsü sayılan Manzoni, yapıtlarında klasik biçemi kullanır. O nedenle Fascalo, Leopardi ve Manzoni neoklasik romantikler olarak anılır11. Neoklasik romantik kavramı Avrupa'da sadece İtalyan yazın tarihi içinde görülen bir özelliktir ve ulusal bir farklılığa işaret eder.  Diğer Avrupa ülkelerinde romantik dönem klasik yazın anlayışına, klasizme biçemsel açıdan bir karşıtlık içerirken, İtalyan romantik anlayışı  klasik biçemi içinde barındırır.

Başlangıçta Türk edebiyatına en belirgin olarak yansıyan akımların başında romantik akımı gelir. Victor Hugo, Lamartine ve Alfred de Musset'ten yapılan çevirilerle Türk edebiyatına giren romantik akım başlangıçta Namık Kemal, Ahmet Mithat v.d., sonraki aşamada ise Halid Ziya, Halide Edip, Yakup Kadri gibi gerçekçiliğe daha yakın durmuş yazarlarımızca benimsenmiş ve sürdürülmüştür. Türk edebiyatına Fransız edebiyatı aracılığıyla giren romantik edebiyat anlayışı süreçsel olarak gerçekçi yazın anlayışının içine yansır. Bu yönüyle Türk edebiyatındaki romantik akım dolaysız biçimde  Fransız romantik anlayışına, dolaylı olarak İtalyan romantik anlayışına eklemleneceği gibi, hem ulusal yazın tarihi içerisinden barındırdığı özgünlükler hem de kendi geliştirdiği ya da denediği yenilikler bağlamında keşfedilmeyi bekler. 

Avrupa kıtasına özgü yazın tarihi yazımının temel zorluklarından bir diğeri de yazınlar arasında ve çoğul yazınsallık içerisinde sınırları aşan görüngülerin salt periodikleştirilmesi değil, aksine süreklilik ve süreksizlik boyutlarıyla da gelişimsel oluşturulabilmesidir.   Ulusal yazın görüngülerinin, yazınlar arasılıkların ve çoğul yazınsallık görüngülerinin içerisindeki yazınsal bireşimlerin dengelenebilmesi, benzer olan görüngünün temsil edilebilirlik ölçütüyle aşılabilir. O nedenle; bir yazınsal görüngünün kıtaya özgülüğünün diğer bir belirleyeni de, ilgili görüngünün hem ulusal yazınlar arası hem de çoğul yazınsallık ortamınd"dengeli" bir temsil yeteneğine sahip olmasıdır.

Uluslar üstü yazınsal bir görüngünün saptanması, ilgili görüngülerin hem ulusal yazında hem de yazınlar arasındaki gerilimlerin, çarpışmaların, rekabetin bilinmesini, açımlanmasını gerektirir. Yazınsal görüngülerin ulusal ve uluslar arası alanda karşıtlaşmalarının, rekabetlerinin, gerilimlerinin araştırılması özellikle özel ve  genel olanın, daha doğrusu benzer olanın sürekliliğinin biçimini belirleyen dönüşümleri ve geçişlilikleri açığa çıkarabilir. Uluslar üstü bir anlayışla yazılacak bir yazın tarihinde yazınsal görüngülerin benzer bir kimliğe dönüşme süreci, yaşanılan gerilimler ve rekabetler,  kesintililikler ve süreklilikler aynı ölçüde gözetilmeli, dönüşüm ve geçişlilikler dizgileştirilebilmelidir.

Bireşimleşme, bir ulusal yazında başlayan yazınsal görüngünün yazınlararasılaşmasıdır. Ulusal yazınlar bir yönüyle öz biçeme sahiptir, özgünlükler içerir. O nedenle kıta yazını tarihindeki ortak bir görüngünün seçimi öncelikle ulusal yazınlar arasındaki etkileşimlerde başlatılabilir12. Yazınsal görüngülerin sadece sınırları aşması değil, alılmayan konumundaki ulusal yazının neyi seçip seçmediği, ayrıştırdığı, eklediği, biçimlendirdiği de bu bağlamda önemlileşmektedir. Ulusal yazının alımladığı veya seçtiği, elediği görüngüler aynı zamanda çoğul yazınlılık içerisindeki bir görüngünün bütüncül yönüyle belirginleştirilmesini de sağlar.  Bu bağlamda, konu olarak "Avrupa Edebiyatı tarihi araştırmaları yazınlararasılık ve çoğul yazınlılık süreçlerini betimlerken ulusal yazınların alımlama, sınırlandırma, dönüştürme gibi yeteneklerini de ortaya çıkarmış olmalıdır.

Bilindiği gibi Türkiye siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel olarak Batı uygarlığını kendine ölçüt almıştır. Avrupa Birliğine üye olma sürecinin yoğun olarak gündemde olduğu ve tartışıldığı bir dönemde, Avrupa kıtası kültürünün temellerinden biri olan genelde sanatın özelde ise yazın sanatının kıtaya özgü tarihinin yazımında Türk edebiyatı dışarıda bırakılamaz. Çünkü, Türk edebiyatı 1850'li yıllardan beri düşünsel, kültürel, sanatsal olarak Batı yazın anlayışlarına yönelmiş, onları örnek almıştır. Örneğin öinasi "Öyle bir başkent (İstanbul CS) ki zamanımızda Asya'nın gün görmüş (...) aklı, Batı'nın fikir kızı (...) ile evlenmek için bir gelin odası olmuştur"13. diyerek bu yönelimi ilk olumlayanlar arasında yer alır ve yapıtlarında Fransız edebiyatının izleri görülür. 

Türk edebiyatı tarihindeki Avrupa uygarlığına ve yazınına yönelme, Türk edebiyatında etki çerçevesinde bir dönüşümü ve yeni bir dizgi dönemini de başlatır. Bu dönüşüm Tanzimat döneminde romantik akımla başlar. Yazın alanındaki etki özellikle nazımda, nesirde, tiyatro alanlarında daha belirginleşerek gelişir. Batı yazınları etkisinde gelişen Türk edebiyatı, diğer adıyl"Avrupai Edebiyat",  "Avrupa Edebiyatı' tarihi çevresinde yer alır.  O nedenle, "Avrupai Edebiyat" olarak da adlandırılan Türk edebiyatı tarihi sadece kendi özgün yazın tarihinden, özgün koşullarından hareket edilerek yazılamaz. Çünkü Türk edebiyatı bağlantısız, tekcil bir edebiyat değil, aksine genel veya dünya edebiyatı dizgisi içinde yer alan, ancak kendine özgülükleri olan özel bir yazınsal dizgidir.

Türk edebiyatı tarihi Batı yazını etkisinde gelişmiş olsa da, doğaldır ki hem öz biçeme ve anlayışa sahiptir hem de  "Avrupa Edebiyatı'nın bazı görüngüleri ile benzerlikler gösterir. Benzerlikler özellikle gerçekçilik, doğacılık, simgecilik, modernizm, postmodernizm vd. gibi "yazınsal akımlarda', roman, tiyatro, şiir gibi "yazın-türsel yapılarda' ve "sanat anlayışlarında'  daha belirgindir.

   Türk edebiyatı tarihi açısından önemli olan, kıta ölçeğindeki yazınlararası ilişkiler temelinde sadece hangi ulusal yazının, hangi görüngülerin sınırları aşarak Türk edebiyatına ya da Türk edebiyatından başka ulusal yazınlara girdiği değil, Türk edebiyatının neyi alımladığı, seçtiği, ayrıştırdığı, eklediği, yeniden biçimlendirdiğidir.  "Avrupa Edebiyatı' tarihi yazımında belirginleştirilmeye çalışılan yazınlararasılık ve çoğul yazınsallık ilişkileri ve süreçlerinin Türk edebiyatını içine alarak sürdürülmesi, koşut(suz)lukların belirginleştirilmesi, Türk edebiyatının özgünlüğünü, "Avrupa Edebiyatı' ve dolaylı olarak dünya edebiyatı dizgesi içerisindeki yerini somutlaştırabilir.  Bunu en iyi yapacak olan ise, Türkiye'deki karşılaştırmalı yazınbilim araştırmalarıdır. Karşılaştırmalı yazınbilim akademik ve bilimsel olarak kurumsallaşamadığı, üniversitelerde bölümleşemediği sürece, üstlendiği bu görevi  gerektiği ölçüde yerine getiremeyecektir.

DİPNOTLAR

1Habib Sevük, İsmail: Avrupa Edebiyatı ve Biz. 1940. (Anılan çalışmanın adı  kaynakça taramasına bulunmasına karşın, çalışmaya ulaşılamamış ve ve değerlendirilememiştir)

2Meinolf Schuhmacher: Auf dem Weg zur EuropA?ischen Literaturwissenschaft.  (Rüdiger Zymner, Yayımlayan) Allgemeine Literaturwissenschaft. Grundfragen einer besonderen Disziplin. Erich Schmidt Verlag (İçinde) . Berlin, 1999. S.197-208.-

3Rüdiger Horst: Nationalliteraturen und europäische Literatur.  (Adolf Friesé. Yayımlayan.) (İçinde) Definitionen. Essays zur Literatur. Vittorio Klostermann V. Frankfurt am Main, 1963. S. 34-57,  S.40.

4Bkz.: Dyserinck Hugo: Komparatistik als Europaforschung. Perspektiven vergleichender Literatur und Kulturwissenschaft. (Hugo Dyserinck und Karl Ulrich Syndram, Yayımlayan) (İçinde) Bouvier Verlag, Bonn, 1992. S.31.

5 Bkz.: agy. S.32

6 Vajda Györg M.: Gibt es eine europäische Literatur neben den Nationalenliteraturen/ Einzelliteraturen Europas? (Europa Provincia Mundi.  Yayımlayanlar: Joep Leerssen and Karl Ulrich Syndram) (İçinde) . Rodopi, Amsterdam Atalanta 1992, S.97-105. S.101.

7 Dionyz Durisin, Vergleichende Literaturforschung. Akademie Verlag, Berlin 1972, S.122

8 Bkz.: Dionyz Durisin: Vergleichende Literaturforschung. Akademie Verlag, Berlin 1972, S.47 ff.

9Bkz: Behler, Ernst: Zum Begriff der europaeischen Romantik. Die Europaeische Romantik (içinde). Athenaeum, Frankfurt, 1972. S. 33.

10 Bkz: agy. S. 34.

11 Bkz.: Hoffmeister, Gerhart: Deutsche und europaeische Romantik. J.B.Metzlersche Verlagsbuchhandlung. Stuttgart, 1978. S. 51.

12  Bleicher Thomas: Grenzüberschreitende Literatur als komparatistischer Gegenstand. In: Neohelicon VII 2. ( Miklos Szabolcsi und Györg M. Vajda, Yayımlayan) (İçinde) Budapest, 1980, S.67-91, S.82.

13 Akıncı, Gündüz: Batıya Yönelirken öinasi. Ankara Ünivesitesi Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi Yayımları:116, Türk Edebiyatı Serisi: 18, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1962. S.19. 13.

KAYNAKÇA

Akıncı, Gündüz: Batıya Yönelirken öinasi. Ankara Ünivesitesi Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi Yayımları:116,

Türk Edebiyatı Serisi: 18, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1962.

Behler, Ernst: Zum Begriff der europaeischen Romantik. Die Europaeische Romantik (içinde). Athenaeum,

Frankfurt, 1972.

Bleicher Thomas: Grenzüberschreitende Literatur als komparatistischer Gegenstand. Yayımlayan: Miklos Szabolcsi und Györg M. Vajda.   Neohelicon VII 2.  (İçinde) Budapest, 1980, S.67-91.

Dionyz Durisin, Vergleichende Literaturforschung. Akademie Verlag, Berlin 1972.

Györg M. Vajda: Gibt es eine europA?ische Literatur neben den Nationalenliteraturen/ Einzelliteraturen Europas? 

Yayımlayan: Joep  Leerssen and Karl Ulrich Syndram. Europa Provincia Mundi. (İçinde) Rodopi, Amsterdam Atalanta 1992, S.97-105.

Hoffmeister, Gerhart: Deutsche und europaeische Romantik. J.B.Metzlersche Verlagsbuchhandlung. Stuttgart, 1978.

Horst Rüdiger: Nationalliteraturen und europA?ische Literatur.  Yayımlayan: Adolf Friesé.. Definitionen. Essays  zur  Literatur (İçinde). Vittorio Klostermann V. Frankfurt am Main, 1963. S. 34-57.

Hugo Dyserinck: Komparatistik als Europaforschung. Perspektiven vergleichender Literatur und

Kulturwissenschaft. (Yayımlayan:  Hugo Dyserinck und Karl  Ulrich Syndram), Bouvier Verlag, Bonn, 1992.

Meinolf Schuhmacher: Auf dem Weg zur EuropA?ischen Literaturwissenschaft.  Yayımlayan: Rüdiger Zymner.

Allgemeine Literaturwissenschaft. Grundfragen einer besonderen Disziplin. (İçinde) Erich Schmidt Verlag,  Berlin, 1999.