Anasayfa    Giriş    Yayın İlkeleri    Ciltler    Özel Sayılar ve Bölümler    Yayın Yönetmeni    Yayın Kurulu    Hakemler   
Basıma Hazırlayanlar    Etkinlikler    LITTERA Hakkında    İletişim    Duyuru    Dizin    Français    English


Alev Baysal

18. YÜZYIL İNGİLTERE'SİNDE TARİH YAZIM KURAMLARI ve TARİHİ ROMAN

Özet

Tüm yüzyıllarda insanoğlunun ilgisini çekmiş olan tarih ve tarih yazımı, 18. yüzyıl İngiltere'sinde David Hume ve Edward Gibbon tarafından yeniden şekillendirilmiş ve belli bir sisteme kavuşturulmaya çalışılmıştır. Hume ve Gibbon'un ortaya koyduğu sistematik tarihi araştırma yapma  ve canlı detaylara ulaşma fikirleri, Sir Walter Scott tarafından İngiliz edebiyatına taşınmıştır. Zamanının önemli tarih yazarları tarafından da takdir edilen Scott, Hume ve Gibbon'un fikirlerine kendi fikirlerini de katarak, edebiyatta zevkle okunan tarihi roman türünün gelişmesine öncülük etmiştir.

Anahtar Kelimeler :Tarih, eleştiri, tarihi roman, David Hume, Edward Gibbon, Sir Walter Scott.

Abstract

The concept and writing of history, which have always been at the center of interest, were discussed and reshaped by David Hume and Edward Gibbon in the 18th century in England. In English Literature, it was Scott who used the ideas and principles in which Hume and Gibbon put much emphasis on minute research and vivid details. Scott, who was appreciated by the historians of his time, blended Hume's and Gibbons' principles with his ideas and wrote the first English historical novel of his time.

Key Words: History, criticism, historical novel, David Hume, Edward Gibbon, Sir Walter Scott.

Tüm yüzyıllarda insanoğlunun ilgisini çekmiş olan tarih ve tarih yazımı uzun yıllar belli bir sistematik çalışma yürütülmeden devam etmiştir. Her bilim dalında olduğu gibi tarih biliminde de, sistematik bir çalışmanın gerekliliğine inanan aydınlar, tarih araştırmaları ve yazımı hakkında bazı kuramlar geliştirmişler ve bu kuramlar da zamanla sanatçılar tarafından edebiyata taşınmıştır.

18. yüzyıl İngiltere'sinde tarih kavramı, zamanın düşünce yapısının degişmesinde önemli rol oynayan ünlü aydınlar David Hume (1717-1776) ve Edward Gibbon (1737-1794) tarafından yeniden tartışmaya açılmış ve şekillendirilmiştir. Paylaştıkları ortak düşünceleriyle, kurumların ve insanların fikirlerinin gelişmesini sağlayan Hume ve Gibbon, din, gerçeklik ve tarih kavramları üzerindeki değişik fikirleriyle çağdaşlarından farklılık göstermişlerdir. Bu aydınların elde ettikleri en önemli başarı, aydınlanma devri olarak bilinen ve insan aklını  herseyden üstün sayan 18. yüzyıl "mekanik düşünce yapısını"1 (McCutcheon, 1958: 59) değiştirmeleri olmuştur.

Hume'un anonim olarak basılan Treatise of HumanNature (1739) adlı ilk eseri, felsefe çalışmalarınd"önemli tarihi araştırma" (Livingst on,l958: 213) yapılması gerektiğini vurguladığı bir eser olmuştur. Bu vurgulamayla Hume, felsefe ve tarihin birbirinden ayrılamayan iki disiplin olduğunu anlatmıştır. Eugene F. Miller, David Hume'un Essays: Moral, Political and, Literary (1777) kitabının önsözünde, Hume'un felsefi fikir ve prensiplerinin o dönem için farklılığını ve önemini bir kere daha vurgulamıştır(xxi). An Enquiry concerning Human Nature (1748), An Enquiry concerning the Principles of Morals (1751) ve Four Dissertations (1757) adlı kitaplarında Hume yalnızca doğada insanın yeri ve önemini tartışmakla kalmamış, aynı zamanda kendisine felsefe alanında küçümsenmeyecek derecede önemli bir yer edinmiştir (Livingston, 1958: 88-91).

Hume An Enquiry concerning Human Understanding adlı eserinde, tarihin yapısında önemli yer tutan, "insanın yaratma gücü, gerçeklik, tarihi gerçekler ve düşleme" (1988: 47) gibi bir dizi anahtar terimin anlamını tartışırken, "tarihsel görecelik"le (19889: 45) yakından bağlantısı bulunan "düşleme ve inanç" (1988: 47) terimlerine ayrı bir yervermiştir. Ayrıca,  tarihi gerçekleri incelerken de "zaman ve yer" (1988: 48)  kavramlarının ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizmiştir.

Hume, tarih kavramını anlamak için öncelikle "düşsel yaratma" ve "inanma" kavramlarının geçmiş deneyimlere bağlı kalınarak tanımlanması gerektiğini savunmuştur. John Jenkins Understanding Hume adlı eserinde Hume'un altını çizdiğ bu kavramları Hume'un bakış açısıyla şöyle tanımlar: "Hume'a göre inanmak, bir konu hakkında fikir sahibi olmak, yaratmak ise bir şeyi hayal etmektir"( 1992: 80).

Hume An Enquiry concerning the Principles of Morals adlı eserinde tarihin anlamını ve tarih yazarının önemini bazı ünlü klasik tarih yazarlarının eserlerinden örnekler vererek anlatmıştır:

SUETONIUS ve en az onun kadar konusunda uzman olan TACITUS'un kayıtsız ve sıkıcı yazım uslupları, NERO ve TIBERIUS'un okuyucunun duygularına yönelik, gerçeklerden acımasızca uzaklasan yazılarının yanında daha makul görünmektedir: Öncekiler, olaylarla belli bir mesafeden, yorum yapmadan ilgilenirlerken, diğerleri okuyucuya SORANUS ve THRASEA'nın, kaderci insanlarını sunarlar. İnsan yüreğini burkan ne büyük bir duygusallık.(1998: 112)

Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı gibi Hume, tarih yazımında duygusallığı ve tarih yazarlarının tarihi olayları düş güçlerini kullanarak yeniden yorumlamasını onaylamamaktadır. Dolayısıyla, Hume, eserlerinde modern bir yaklaşım sunarken, "anlatım tekniği, tarihsel tanıklık ve bağıntılılık" gibi önemli yeni  kavramları tartışan ilk İngiliz aydın olmuştur. Hume'un  eserlerinde tarih, felsefe, insan doğası ve aklı bir araya getiriken, tarihsel bağıntılık, araştırma ve gerçeği tartışmaya açılması da tümüyle yeni bir yaklaşımdır. Livingston, Hume'un eserlerini  tarihin yapısı, anlatımı, tarihsel kanıt  ve özellikle de insan doğasını tarihsel bağıntılılıkla birleştirmeyle ilgili probleme ışık tutması açısından önemli bulmaktadır (1958: 213).

Hume tarih alanındaki radikal fikirlerini sekiz ciltlik eseri History of England from theInvasion of Julius Caesar to the Revolution of 1688 (1763) adlı eserinde de gündeme getirmeye devam etmiştir. Çağdaşı Adam Simith'e (1723-1790) karşıt olarak, Hume "tarihin geçmişi  kanıtlayan olayları incelediğini" (Wotton, 1994: 81) savunurken bunun gerçekleşebimesi için de ciddi  tarihsel araştıma yapılması gerekliliğinin de önemini belirtir. Hume ile aynı fikirleri paylaşmayan Smith ise, "en iyi tarihçilerin  toplumsal olayları kendi deneyimleri çerçevesinde yeniden değerlendirip yazan" (Wotton, 1994: 81) kişiler olduğunu savunur. Görüldüğü üzere Hume ve Smith'in görüşleri birbirleriyle tümüyle çelişmektedir. Smith klasik tarihi savunurken, Hume modern tarih kavramını savunur. Klasik tarih, modern tarihten farklı olarak, genellikle kendi zamanın olaylarıyla ilgilenir. Böylelikle, tarih yazarları olaylar hakkında rahatlıkla yorum yapıp, onları tasvir edebilirler. Kaçınılmaz olarak da klasik tarih yazarları anlattıkları olayların çağdaşları ve yorumcularıdırlar. Ne yazık ki modern anlamda henüz tarih yazarı sayılmamaktadırlar" (Wotton, 1994: 295). Tarihe bu dar bakış açısını değiştirmek için Hume;

Öncelikle, tarihi uzak veya en azından çok eski geçmişin bir çalışması olarak tanımlar. Sonra da bir tarihi çalışma için, ilk defa, sistemli öğrenmeyi, berrak bir anlatımı ve şüpheciliği bir araya getirmiştir.( Wotton, 1994: 81)

Yukarıdaki alıntıda açıkca belirtildiği gibi Hume, tarih çalışmalarında uygulanmak üzere yeni bir teknik geliştirmiştir. Öncelikle, tarih yazımını, uslubuna, temasına, yapısına ve anlatımına özen gösterilmesi gereken bir "edebi sorun" (Braudy,1970: 32) olak görmüş ve bu sorunun çözülebilmesi için de "zaman ve yer" (Ayer, 1972: 73) bütünlüğünün olması gerektiğini savunmuştur. Hume pek çok değişik anlatım tekniğini denedikten sonra, sonuçta kendi fikirlerine kronoljik anlatımın daha uygun olduğuna karar vermiştir. Günümüz tarih eleştirmenleri,  Hume'un bu yaklaşımını, tarihi olayları biraz soyutladığı için eleştirilmektedir (Braudy, 1970: 35).

Tarihi olayları incelediği çalışmalarında Hume, karakterleri ön plana çıkarmaktadır ve bunu da Treatiseadlı eserinde şöyle ifade etmektedir: "Eğer her tarihin konusu insansa ve tarih insanı her çağda, her kıtada, her ülkede, yaşamda ve ölümde bize sunuyor ise, onu dikkate almalı ve çok iyi tanımalıyız" (1992: 74). Hume'a göre eğer, insan tarihin başlıca konusuysa, "tarihi doğru yorumlayabilmek için öncelikle insanı iyi tanımalı ve edebi bir metin içinde karakterleri, bu yorumu yapabilmek için birer araç olarak kullanmalıyız" der (Ayer, 1972: 49) ve tarihi olayları doğru yorumlayabilmek ve bu olayların arkasındaki tarihi nedenleri anlayabilmek için de insanı. iyi tanımak; dolayısı ile de insan psikolojisini iyi bilmek gerektiğini savunur (Livingston, 1958: 32). Hume bu düşüncelerini Essays adlı esrinde şöyle özetlemektedir:

... tarih bilginin en cok gelişen kısmıdır... En değerli kısmı olmamakla beraber başka bilim alanlarına pek çok yeni kapı açar ve onlara materyal sağlar. Tarihle donanmış bir kişinin dünyanın yaradılışından beri yaşadığı söylenebilir ve muhtemelen de çalıştığı her yüzyılda da bilgi dağarcığına pek çok yeni bilgi ekleyecektir. ... Tarih yoluyla elde edilen her bilgi yaşayarak elde edilen deneyimden cok daha üstündür. Çünkü tarih, insan, olay ve erdemlerini hiç sakınmadan bize sunar. ( 1985: 566-567)

İster beğenilsin ister eleştirilsin, Hume'un radikal fikirleriyle 18. yüzyıl düşünce sistemini etkilediği ve değiştirdirdiği bir gerçektir. Hume'un düşünce ve prensipleri kendisinden son derece etkilenen Edward Gibbon tarafından da benimsenmiş ve geliştirilmiştir. Gibbon tarih kavramını, yirmi yıllık bir çalışmanın ürünü olarak ortaya koyduğu baş yapıtı The Decline and Fall of the Roman Empire (1776) adlı eserinde yeniden ele almıştır. Tıpkı Hume gibi, tarihi uzak geçmişin bir çalışması olarak gören Gibbon'da, modern tarih kavramının yerleşmesi ve gelişiminde etkin rol oynamıştır. Hume ve Gibbon'a kadar çağdaş veya yakın geçmişte olan olayların anlatımı olarak kabul edilen tarih yazımı, bu iki aydınla yapısını değiştirmiş ve yeni bir form kazanmıştır (Wotton, 1994: 79). Gibbon, Hume "dan bir adım ileri giderek, tarih yazarının tıpkı bir bilim adamı gibi, geçmiş olayları "bilimsel bir metod" ile tarihi olaylar ışığında araştırmasını ve elde ettiği verileri yine bir bilim adamı objektifliği ile rasyonel olarak değerlendirmesi gerektiğini savunmuşur.  Gibbon'a göre, tarih yazımının temel amacı olan "mutlak doğruya" ulaşmak için çok ciddi bir  "ayrıntılı araştırma" yapılması şarttır. Bir tarih yazarının sahip olacağı en önemli iki erdem sistematik araştırma yapabilme ve mutlak doğruya ulaşma gücü olarak tanımlanır. (Lyon, 1972: 25). Mutlak doğru ise canlı ayrıntılarda saklıdır ki Gibbon'a göre ayrıntılar insanoğlu onları bulsun diye beklemektedirler (Braudy, 1970: 222). Dolayısıyla, Gibbon'un tarih kavramınd"bilimsel metod", "ayrıntılı araştırma" ve "mutlak doğru" önemli yer tutmaktadır.

Hume ile aynı fikri paylaşan Gibbon da tarihi, estetik değeri olan bir edebi problem olarak görerek çalışmalarında estetik kaliteye ayrı bir yer vermiştir. Ona göre tarih, olayları farklı bakış açılarıyla ele alabilen, aynı zamanda eleştirel yönü  bulunan  bir anlatım uslubuyla entellektüel olarak yeniden kavranıp düzenlenmesi gereken kronolojik bir süreçtir. Dolayısıyla Gibbon, tarih yazımında önceliği tarih yazarlarına vermekte ve tarihin, olaylarla ilgilenen bir araştırma, tarih yazarlarının ise bu olayları bulup kendi yorumlarıyla okuyucularına sunan kişiler olduğunu savunmaktadır (Braudy, 1970: 214). Gibbon tarih yazarlarına yorum yapma özgürlüğünü. vermekle birlikte, bu yorumları yaparken öncelikle, olayları temel almak gerektiğini önemle vurgular. Bu düşüncesiyle, günümüz tarihçileri tarafından da kabul edilip uygulanan önemli bir tarihi  prensip ortaya koyar; "tarihi olaylar geçtikleri yer, zaman ve kişilere göre değerlendirilmedirler" (Lyon, 1972: 51). Gibbon'a göre tarih yazarı, tarihi bir olayı yorumlarken mutlaka olayın geçtiği zamana, yere ve olayda yer alan  kişilere göre değerlendirmelidir. Tarih yazaraları olaya kendi yaşadıkları dönemin bakış açısıyla yorum getirme özgürlüğüne sahip değildirler.

Hume ve Gibbon tarih kavramı konusunda bazı ortak görüşleri paylaşsalar da, "olay ve karakter" konularında fikir ayrılıkları bulunmaktadır. Gibbon  tarihi olayları ön plana çıkarırken, Hume karakterler üzerinde durmaktadır. Özellikle Hume'un canlı tasvirleri, akıcı anlatımı ve canlı ayrıntıları, onu Gibbon 'dan daha etkili kılmaktadır.

Tarihin İngiliz edebiyatında kullanılması, Hume ve Gibbon'un tarih çalışmalarından çok daha eskiye dayanmaktadır. Avrom Fleishman'ın da belirttiği gibi:

Tarih, İngiliz edebiyatında çok eskiden kullanılmaya başlanmıştır. Thomas Nashe'ın The Unfortunate Traveller, or, The Life of Jack Wilton (1594), adlı eserindeki kahraman, Avrupa'ya giderken, kendi dönemindeki savaş ve olayları gözlemler. ... Thomas Deloney'in Thomas of Reading, or The Six Worthy Yeomen of the West (1598) adlı eseri de bazı eleştirmenler tarafından ilk İngiliz tarihi romanı olarak kabul edilmektedir. Romandaki kahraman gerçekci bir uslupla tarihi kişi ve olayları anlatmaktadır. (l971: 20)

Fleishman ayrıca Clara Reeeve'sin The Old English Baron (1780) adlı eserini "ortaçağ ortamında" (Allen 93) geçmişi ele aldığı, Maria Edgeworth'un TheCastle Rackrent (1800)'ını İrlandalı Rackrent ailesi yoluyla İrland "ulusal tarihini" (Allen, 1962: 104) anlattığı için tarihi roman bazında önemli bulmaktadır. Esasında tarihi roman kavramı, 19. yüzyıl İngiltere'sinde edebi bir tür olarak Sir Walrter Scott tarafından ortaya atılmış ve populer hale getirilmiştir. Maria Edgeworth'un İrlanda tarihini Rackrent Kalesi'nde kullanmış olmasından etkilenen Scott, İskoç tarihini romanlarında kullanmaya karar vermiş ve Chronicles of Canongate "in özetinde bunu, "Miss Edgewoth'un İrlanda için yaptığı gibi, kendi ülkem için benim de birşeyler yapmam gerektiğini hissettim"(1966: 413) diyerek açıklamıştır. Scott ilk tarihi roman denemesi olan Waverly, or "This Sixty Years Since (1814) adlı romanıyla ilgili olarak Miss Edgeworth'ten   kendisine gelen övgü dolu mektubu aldığında çok mutlu olmuş olmalıdır. Miss Edgeworth mektubunda beğenisini şöyle aktarmıştır:

Waverley'i yüksek sesle aileme okumayı şimdi bitirdim. Romanın yazarı olarak yarattığınız muhteşem etkiyi burada olup görmenizi dilerdim.Hiç bilmememize rağmen, bahsetmiş olduğunuz İskoç yaşam tarzlarının ve  geleneklerinin, romanınızda aynen tasvir ettiğiniz gibi olduğundan hiç kuşkumuz yok. (1960: 75-76)

Miss Edgeworth'un beğenisi bir bakıma halkın beğenisini de göstermektedir. Waverly, or "This Sixty Years Since halk tarafından da tutululunca, Scott, şair ününü gölgelemekten korktuğu için ilk cildini anonim olarak bastırttığı romanını, kendi adıyla seri olarak yazmayı sürdürmüştür. İngiltere'de yazılan ilk tarihi roman olarak kabul edilen Waverley romanları, "geçmişi günüyle" (Baugh, 1943: 1211) karşılaştırdığı için dönemin diğer romanlarından farklılıklar göstermiştir. Bu romanlarda, "Ortaçağ İskoçya'sında var olan gelenek ve görenekler, sosyal normlar ve politik kurumlar" (Bagehot, 1970: 134-135) yapılan detaylı bir çalışma sonucunda 18. yüzyıl İskoç örnekleriyle karşılaştırılarak verilmektedir. Bu tarzıyla Scott, ilk defa  İngiliz roman türünde "geçmişi ve şimdiki zamanı" bir araya getirmiştir (Bagehot, 1970: 138). Scott bu detayları romanında verirken, tarihi gelişigüzel istediği gibi kullanmamış, Hume ve Gibbon'un tarih yazım kuramlarında altını çizdikleri gibi, ciddi ve sistematik bir tarihi araştırma yapmıştır (Gossman, 1990: 99). Scott tarihi romanını yazarken, hem yaratma gücünü kullanmış, hem de yazmış olduğu tarihi dönem hakkında gerçekçi detayları araştırıp bularak, anlatmiş olduğu tarihi dönemin gerçeklerinden de uzaklaşmamıştır. Böylelikle Scott, İngiliz edebiyatında hem ilk tarihi romanı yazmış, hem de ilk defa geçmiş ve gününü bir araya getirerek yeni bir yazım tekniği ortaya koymuştur.

Scott, hem Waverly romanlarında hem de yazdığı diğer eserlerinde İngiliz romanında yine bir ilki gerçekleştirmiş ve "tarihi, Ortaçağ romans geleneğini, halkbilimini "ggelenek ve görenekleri- ve mizahı" (Williams,1968: 133 ) bir araya getirmiştir. Burada önemli olan, "romans ve roman" kavramlarının anlamlarıdır ki Scott, bu iki anahtar kelimeyle ne demek istediğini kendisi şöyle açıklamıştır:

Romans şiir veya düzyazıda kullanılan, hayal ürünü, olağanüstü olayların geçtiği bir anlatım şeklidir; roman ise, romansdan farklı olarak, insan ve onun çevresinde geçen alışılmış olaylarla ilgilenir.(1969: 418)

Bir başka deyişle, Scott, Ortaçağ romans geleneğinin olağanüstü olaylarını, kendi gözlem, yaratma gücü ve tarihin gerçeklerini harmanlayarak okuyucusuna sunmuştur. Bu açıklama doğrultusunda, edebiyat eleştirmenleri, Scott'un eserlerinin romandan çok romans kavramının içinde incelenmesinin daha doğru olacağı konusunda fikir birliğine varmışlardır (Jeffeares, yıl: xi   Crawford, yıl: 19). Scott, Ivanhoe (1817) adlı eserinin önsözünde kendisinin "tarihi olaylar içinde yer alan insanlar hakkında romans" (1988: 439) yazdığını belirtmiştir. Bunu yapmaktaki temel amacı okuyucusunu muhtemelen "insan ve toplumsal motifler" üzerinde düşündürmektir. (Devlin, 1970: 76). Scott bu tekniği uygularken, Hume'un tarih yazım kuramlarında insan psikolojisini ön plana çıkardığı gibi, eserlerinde insan hırslarını incelemeye çalışmıştır. Scott, hırsı, "tarihin her evresinde ve toplumun her seviyesinde var olan, insan yüreğini saran yıpratıcı bir duygu"(1988: 433) olarak tanımlamıştır. Dolayısıyla, Scott romanlarında,  insan doğasını tarih yoluyla incelemeye çalışmıştır. Her ne kadar Scott, yazım amacının "insanları eğlendirmek" (1988: 453) olduğunu ifade etmiş olsa da, "insan doğasını tarihi olaylar çerçevesinde, tarihi detayları en doğru şekilde kullanarak inceleyen, en iyi tarihi roman yazarlarından olarak kabul edilmiştir" (Brown, 1979: 199).

Scott'un eserleri ve uyguladığı bu yeni yazım teknikleri, kendi döneminin en iyi tarih yazarlarından biri olan Thomas Carlyle (1795-1881) tarafından hem eleştirilmiş hem de bazı yönleriyle takdir edilmiştir. Carlyle, "The Amoral Scott" (1838) adlı makalesinde  Scott'un alaycı yazım tarzını eleştirerek, "Scott'u bir roman yazarı olarak son derece yetersiz bulduğunu, yazar olmak için edebiyatla, Scott gibi otuzlu yaşlarda değil, çok erken yaşlardan itibaren ilgilenilmesi gerektiğini" (1970: 351) belirtmiş ve Waverly romanlarını "doğaçlama yazılmış,  edebi kalitesi düşük" (1970:355) romanlar olarak nitelendirmiştir.

Carlyle, Scott'u edebi yönden acımasızca eleştirmiş olsa da, insanoğlunun hırslarını tarihi gerçekler içinde incelemesini de takdir etmiştir. Kendi tarihi çalişmalarında tarihi kahramanları ön plana çıkaran Carlyle, Scott'un eserlerinde karakterlerin üzerinde durmasını beğenmiştir. Carlyle'a göre, insanın durum ve pozisyonu göz ardı edilerek yapılan ve "salt dökümantasyon " (1970: 353) olarak adlandırdığı bir tarihi çalışma mümkün değildir. Carlyle'a göre tarihi romanlar, aslında, tarihi protokolların, anlaşmaların,devlet yazışmalarının değil, insanın oluşturduğunu göstermişlerdir. Scott'da tarihi romanlarıyla bu konuyu gündeme getirmiştir. (1970: 367)

Carlyle'a göre tarih geçmiş ve günmüz arasında bağlantı kurarak oyucuya bir mesaj vermelidir. Tarih yazarının görevi ise "insanların yaşamlarında gizli olan bu mutlak doğruyu   bulup ortaya çıkarmaktır" (1970: 351). Dolayısıyla,  Carlyle, tarihin esas konusun tarihi kahramanlar olduğuna inanmış ve On Heroes, Hero-Worship, and Heroic in History (1840) adlı eserinde de tarihi kahramanların temel iki görevini açıklamıştır. Birincisi, topluma davranışları ve yaşam biçimiyle örnek olmak, ikincisi ise tarihin oluşmasını ve gelişimini sağlamaktır (1888: 57-61). Bu da demek oluyor ki, Carlyle'a göre tarih, "kahramanların biografileridir" (1888: 45). İşte bu yüzdendir ki Carlyle, Scott'un tarihi romanlarında karakterleri tarihi gerçekler içinde ön plana çıkarmasını beğenmiştir.

19. yüzyılın önemli tarih yazarlarından biri olan Thomas Macaulay (1800-1859) da Scott'un kullanmış olduğu yeni yazım tekniğini takdir etmiştir. Macaulay "Scott As A Historical Novelist "adlı makalesinde Scott'u şu sözleriyle övmüştür:

Sir Walter Scott, tarih yazarlarının önemsemeyerek bir tarafa attıkları küçük ama çok önemli tarihi gerçekleri (çatışma,kuşatma, anlaşma  v.b) büyük bir ustalıkla eserlerinde kullanmıştır.(1970: 309)

Scott'un, tarihin anlam ve önemi üzerinde önemli çalışmaları olan Macaulay tarafından takdir edilmiş olması gerçekten çok önemlidir. Macaulay yazmış olduğu "History" adlı makalesinde "gerçek tarih yazarının [tıpkı Scott'un yaptığı gibi] tarihin sayfalarında gizli kalmış olan önemli küçük detay ve olayları sistemetik bir çalışma ile" (1970: 125) ortaya çıkarması gerektiğini savunmuştur. Macaulay, "işte bu küçük ama önemli detaylar geçmişi günümüze bağlar; zengin kültürel ve sosyal geçmiş ancak bıu detaylar sayesinde günümüze taşınabilir" (1970: 127) diyerek Scott'un yapmış olduğu çalışmayı övmüştür.

Scottt'un yaptığı çalışmaları takdirle karşılayan 19. yüzyılın başka önemli bir ismiyse George Bulwer-Lytton (1803-1873)'dır. "On Historical Romance" (1832) adlı makalesinde "Scott kendisine gelen bütün sert eleştirilere rağmen, kendine çizdiği yolda güvenle ve istikrarla yürümeye devam etmiş, yapmak istediğinde başarılı olmuştur." (1970:328) diyerek Carlyle'a karşı Scott'a destek olmuştur.

Sonuç olarak, Scott, 18. yüzyıl İngilteresinde Hume ve Gibbon tarafından tekrar tartışmaya açilmış ve yeniden şekillendirilmiş olan tarih yazım kuramlarını İngiliz edebiyatına taşımıştır. Zamanının önemli tarih yazarları tarafından da takdir edilen Scott, Hume ve Gibbon'un fikirlerine kendi fikirlerini de katarak, edebiyatta zevkle okunan tarihi roman türünün gelişmesine öncülük etmiştir.

Kaynakça

Allen, D. (1962). A History of Historical Writing. New York: Dover P.

Ayer. J.S. (1972). Probability and Evidence. New York: Colombia UP.

Bagehot, Walter. (1970). "The Waverly Novels". Scott'sMind andArt. Norman Jeffares, ed. New York: Barnes and Noble, 132-165.

Baugh, Albert (ed). (1943). A Literary History of England. New York: Appleton-Century-Crofts.

Braudy, Leo. (1970). Narrative Form in History and Fiction: Hume, Fielding andGibbon. New Jersey: Prınceton UP.

Brown, David. (1979). Walter Scott and the Historical Imagination. London: Routledge and Kegan Paul.

Carlyle, Thomas. (1921). Past and Present. A. M. Hughes, ed. Oxford: OUP.         

-----------------. (1989). TheFrenchRevolution: A History. Oxford, New York: OUP.

-----------------.(1888). On Heroes, Hero-worship and the Heroic in History. London: George Routhledge and Sons.

-----------------. (1970). "The Amoral Scott". Scott: The Critical Heritage. John O. Hayden, ed. London: Routledge and Kergan Paul, 345-372.

Devlin, D.D. (1970). "Scott and History". Scott's Mind and Art. Norman Jeffares, ed. New York: Barnes and Nobles, 72-92.

Edgeworth, Maria. (1970). "A Letter". Scott: The Critical Heritage. John O. Hayden, ed. London: Routledge and Kergan Paul, 75-78.

Fleishman, Avrom. (1971). "Dickens: Visions of Revolution." The EnglishHistoricalNovel. 102-126. Baltimore and London: Johns Hopkins UP.

Gibbon, Edward. (1952). The Decline and Fall of the Roman Empire. Chicago: Encyclopedia Britannica Inc.

Gossman, Lionel. (1990). Between History and Literature. Massachusetts: Harvard, 1990.   

Hume, David. (1985). (1777) Essays, Moral, Political, and Literary. Eugene F. Miller. Ed Indianapolis: Liberty Fund.

-----------------. (1988). (1748) An Enquiry Concerning Human Understanding. Buffalo, New York: Prometheus Books.

-----------------. (1992). (1737) A Treatise of Human Nature. Buffalo, New York; Prometheus.

------------------. (1998). (1751) An Enquiry Concerning The Principles of Morals. Ed. Tom. L. Beauchamp Oxford, New York: OUP.

-------------------. (19  ). Chronicles of Canongate.

Jenkins, John. (1992). Understanding Hume. Eds. Peter Lewis and Geoffrey Madell. Edinburgh: Edinburgh UP.

Livinston, Donald. (1958). W.Hume's Philosophy of Common Life. London: Chicago UP.

Lyon, Bryce. (1972). The Origins of the Middle Ages: Pirenne's Challenge toGibbon. New York: W. W. Norton.

McCutcheon, Roger. (1958). Eighteenth Century English Literature. London: OUP.

Miller, Eugene. (ed) (1991) (1777).David Hume:Essays: Moral, Political and, Literary .New York; Barnes and Nobles.

LYTTON-BULWER, Edward. (1970). "On Historical Romance". Scott: The Critical Heritage. John O. Hayden, ed. London: Routledge and Kergan Paul. 328-331.

Macaulay, Thomas. (1970). "Scott As Historical Novelist". Scott: The Critical Heritage. John O. Hayden, ed. London: Routledge and Kergan Paul. 309.

Scott, Walter Sir. (1968). OnNovelistsandFiction. Ioan Williams, ed. New York: Barnes and Noble, 1968.

---------------. (1972). Chronicles of the Canongate. New York:  Barnes and Nobles.

-----------------.  (1988). Ivanhoe. London: Thomas Nelson and Sons.

-----------------. (1998). Journal. of Sir Walter Scott. W. E. K. Andeson, ed. Edinburgh: Canongate UP.

Williams, Ioan, (ed.) (1968). Sir Walter Scott: On Novelist and Fiction. New York: Barnes and Nobles.

Wotton, David. (1993). "David Hume, "The Historian'." The Cambridge Companion to Hume. David Norton, ed. England: Cambridge. 281-312.