Anasayfa    Giriş    Yayın İlkeleri    Ciltler    Özel Sayılar ve Bölümler    Yayın Yönetmeni    Yayın Kurulu    Hakemler   
Basıma Hazırlayanlar    Etkinlikler    LITTERA Hakkında    İletişim    Duyuru    Dizin    Français    English


Metin Turan

Yazınsal Gelişim ve Toplumsal Değişim Bağlamında ADALET AĞAOĞLU ÖYKÜCÜLÜĞÜ

ÖZET

Adalet Ağaoğlu'nun  öykücülüğü, bir tavır öykücülüğü olarak kendini gösterir. İlk öykü kitabı Yüksek Gerilim?in  yayımlandığı yıllarda  Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi öykücülük  düz bir hat üzerinde seyretmekte ve olaylara yaklaşım; dilin kullanımı neredeyse anonimleşen bir tarza bürünmekteydi. Onun daha bu ilk kitabında farklı bir  dil ve kurgu ile türe katkısı, sanatçı tavrının öne çıkmasıyla anlam bulan derinlikli içerik kazanmış; Türk  nitelikli çoğalımına yeni bir boyut kazandırmıştır.

Adalet Ağaoğlu'nun öykü serüvenine bakıldığında, hem Türk edebiyatının yazınsal gelişimi hem de toplumsal değişimini anlamak bakımından   onun yaratıcılığında  tanımlanabilen bir somutluğu  görmek  olanaklı olduğu gibi, Türkiye'deki toplumsal gelişmeleri de bu düzlemde görebilmek olanaklıdır.

Anahtar Kelimeler:Öykü, Türk öykücülüğü, Adalet Ağaoğlu.

 SUMMARY

In The meaning of development of Literature and social change 

Adalet Ağaoğlu's art of story-telling

Adalet Ağaoğlu's story-telling shows one self like manner story-telling. On the years her first story book Yüksek Gerilim was publishing, In Turkish literature social-realist story-telling was going along asimple line and approaching on the events; using of language was presently becoming a anonymous style. The addition to this sort with different expression and editing in just her first book; achieved a deep content which gain meaning with her comming out her artistic attitude; achieved a new dimension to quality of Turkish growth.

When looking to Adalet Ağaoğlu's story-telling adventure, for understanding a point of view both social change and the growth  of Turkish Literaturei it's possible to see a concreteness identified in her creativeness and it's also possible to see that the social developments in Türkiye on the same plane

Key Words: Türkish literature, Adalet Ağaoğlu.

 

I.

Edebiyat yapıtları ile toplumsal değişme arasında bağıntı, edebiyatbiliminin olduğu kadar, genel olarak sosyal bilimlerin başvurduğu yöntemlerden biridir. Bunu yadsımamak da gerek. Çünkü, toplumsal kurumların; özellikle de değişmenin açık bir biçimde seyrettiği gündelik hayatın, o hayat içerisindeki ilişkilerin  edebiyat gibi hayata dair bir sanatsal zeminden izlenmesi kadar doğal bir durum olamaz. Buna ilaveten, edebiyat  yapıtları, Türkiyegibi gerçekçi arayış ve anlayışın egemenliğinde, sadece gösteren olmakla kalmayıp, gösterilen olarak da  işlev kazanmıştır.

Çağdaş Türk edebiyatının, önemli  temsilcilerinden olan  ve roman, deneme, tiyatro  yapıtları yanısıra, hikçyeleriyle de yazınımızda kendi özgün varlığını kanıtlayan Adalet Ağaoğlu, kurgu, tema ve dil bütünlüğü içerisinde öykücülüğümüze yeni bir açılım kazandırmıştır. Ağaoğlu'nun çağdaş Türk edebiyatına getirmiş olduğu bu açılım,  bir yanıyla onun öznel yaratıcılığının yetkinliğini yansıtırken, diğer taraftan kültür dünyamızın yazınsal yetkinliğinin önemli kayaklarından biri olmuştur.

Ağaoğlu'nun ilk hikçye  kitabının, 70'lerin ortasına doğru yayımlandığı  ve 1970-80 arasında  Türk edebiyatında 108 öykücünün yaklaşık 330 dolayında kitabının yayımlandığı akla getirilirse böylesine hareketli bir edebiyat ortamı içerisinde  farklılığın; farklılık derken mevcut olana reddiye olarak algılanacak bir aykırılıktan ziyade, giderek monoloğa dönüşmüş o toplama dahil olmama anlamında bir farklılıktır. Ama önemli bir farklılıktır. Çünkü niceliksel olarak kabaca çerçevesini çizdiğim  sözkonusu dönem bugün her biri kendi öykü anlayışlarıyla edebiyat tarihimizde yerlerini alan önemli adlar yetiştirmesine karşın, sözüedilen bu yüzü aşkın isimden, ancak belli bir sayıyla sınırlıdır ki döneme damgasını vuran yaşananın yazılması ama bu yapılırken yaygın olarak  yazılanın edebiyatlaştırılmaması gerçekliği tam da  Yüksek Gerilim'in yayımlanmasıyla bir farklılığa dönüşür. Yüksek Gerilim'de yer alan dokuz öykünün her biri aslında farklı bir yazınsal izleğin ürünü  olarak okunabilir ama, toplamda bakıldığında doğdukları toplumsal edebiyat düzlemine, özellikle de 50-60'lı  yıllarda şekillenen 70'lerde iyice kemikleşerek kendi hantal ve deyim yerindeyse kaba omurgasını oluşturan "toplumcu gerçekçilik'le hesaplaşan hikayelerdir. Bir manifesto eşliğinde değil kuşkusuz,  ama egemen olanın dışına çıkarak, onların kalıplaşmış yaklaşımlarını öteleyerek, karşı durarak bir anlamda, girişilen önemli yazınsal gelişmenin işaretidir Yüksek Gerilim.

Bunu, belki kitabın ilk yayımlandığı yıllarda görme olanağı daha zayıftı; ancak aradan geçen bunca yılla birlikte şekillenen hikaye dünyamız gözönüne alındığında, Adalet Ağaoğlu'nun yapmış olduğu, kuşkusuz romanlarında da bu böyledir ama özellikle hikayedeki bu yazınsal yenileşmenin  somut ürünlerini, 90'lardan bu yana boyvermekte olan hikayeciliğimizdeki arayışta görmek daha olanaklıdır. Özellikle 1990'lardan sonra kendi "öykü' yaratıcılıklarını öykünmeden uzak özgün yaratıcılıklarıyla vareden bir dolu değerli adı görebiliyor ve  yazınsal gelişmemiz  açısından anlamlı bulabiliyorsak, bunda, 1970'li yıllardaki yaratıcı tavrıyla Adalet Ağaoğlu etkisini görmezlik etmemeliyiz.

1970'li yıllar Türk edebiyatının düzlemi genel hatlarıyla anımsanırsa, Adalet Ağaoğlu'nun Yüksek Gerilim'de yer alan hikayelerinin, bir yanıyla yazınsal  gelişmemize nasıl bir katkı ve dolayısıyla etki yaptığı, bununla beraber toplumsal değişmedeki  ayrıntıları kavramamıza ne denli katkıda bulunduğu daha bir anlaşılır olmaktadır. Yeri gelmişken şu belirlemeyi de paylaşmak istiyorum:Adalet Ağaoğlu, sözkonusu dönem içerisinde öykünülebilinen bir yazar da olmamıştır. Gerek oyunlarında, gerek romanlarında, gerekse hikçyelerinde kıvamını yakaladığı ustalık, adacık anlamında da olsa ortak eğilime dönüşememiştir.

1950'lerde boyveren, ama asıl niceliksel birikimini 1970'lerde ortaya koyan, temelde yaşanılanın yazıldığı  ve ağırlıklı olarak da Köy Enstitülü kuşağın dahilinde tanımlanan bir "köy edebiyatı' birikimini; buna paralel olarak Sabahattin Ali çizgisini sürdüregelen ve toplumculuğu bu gerçeklik üzerine inşaa eden "toplumcu gerçekci'leri ve bunların dışında yazınsal anlamda kendi varlıklarını sürdürmelerine karşın edebiyat dünyasını çok da  kuşatamayan varoluşçuların; tarihi kahramanlıklar ve şahsiyetlere dayalı millicilerin varlığının şekillendirdiği bir hikaye dünyasında, Ağaoğlu'nun bu ilk  öykü yapıtı,  bir bakıma  giderek anonim bir üsluba dönüşmeye başlayan "toplumcu gerçekçiliğin' yeniden okunması; toplumsal olanın öyle ya da böyle kavranması olayının edebiyat ürününde düşünsel, felsefi, bir dolu ögeyle birlikte ama esas olarak yazınsal bir metnin estetik/sanatsal  dokusunu taşıyarak yansıdığında hikçye olabilir  gerçekliğini de  bir yaratıcı yazar bilinciyle vurgular gibidir. Kitapta yer alan her bir öykünün yapıt içerisinde bir bütün olarak Ağaoğlu biçemini yansıtması yanında,  izlek, kurgu  ve anlatım olarak farklılık göstermesi de, hiç kuşku yok, sözkonusu bu dönemin yazınsal hantallığına müdahale gibidir. 

Adalet Ağaoğlu'nun  hikçyeciliği, bir tavır hikçyeciliği olarak kendini gösterir. İlk öykü kitabı Yüksek Gerilim'in  yayımlandığı yıllarda  Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi öykücülük  düz bir hat üzerinde seyretmekte ve olaylara yaklaşım; dilin kullanımı neredeyse anonimleşen bir tarza bürünmekteydi. Onun daha bu ilk kitabında farklı bir  dil ve kurgu ile türe katkısı, sanatçı tavrının öne çıkmasıyla anlam bulan derinlikli içerik kazanmış; Türk öykücülüğünün biribiri üzerine eklemlenerek derinleşmekten dolayısıyla nitelikli çoğalmaktan ziyade, kalabalıklaşan öykü dünyasına yeni bir boyut kazandırmıştır.  Sözünü ettiğim 1970'lerde hakim olan  hikayede "konu'nun belirleyiciliğinin kırılmasında; "konu'dan hareket edip,  sürece hakim edebiyat anlayışının değerleriyle şablon çizmenin  doğrudan bir edebiyat ürünüyle, hikçyenin sadece konu  olarak anlaşılmaması gerektiğini, yazınsal niteliğin belirleyiciliğine  dikkat çekiyor olmasıyla, deyim yerindeykse "yağmurdan söz edilmeyip, yağdırılmasıyla' Ağaoğlu özel bir örneklik oluşturmuştur.

Bugün, Türk öykücülüğünün geldiği verimli noktadan bakıp, sürecin tortuları bırakıp,  süzdüklerini görerek değerlendirmede bulunmak kuşkusuz  daha kolay. Ancak doğrudan kargaşanın, kaosun yaşandığı ve edebiyat yapıtıyla özne sanatçının varolduğu  gerçeklik zemininde bunun  sezilebilmesi; sanatın özgür dilinin yakalanabilmesi, hiç kuşkusuz yine  o yaratıcı sezgide ve bir  konunun nasıl edebiyatlaştırılabileceğinin  örnekliğini sergilemede yatıyor.

Özellikle kitaba ismini veren öykü Yüksek Gerilim, döneme damgasını vuran gerçeklik bağlamında, tematik paralelliği taşıyan bir öyküdür. Ancak, sözünü ettiğim yaşanılan sadece  yazar öznenin yaşadığı değil, hayatın bize yakın duran yerinde tanıklığını yapabildiğimiz bütün anlardır. Gündelik hayatımız içerisinde kabyolmuş bir dolu unsur ve değerin yazınsal bir metine dönüştürülmesi, bunun edebiyatlaştırılmasıdır Ağaoğlu'nun yaptığı.

Ağaoğlu'nun ikinci öykü kitabı Sessizliğin İlk Sesi  de 70'li yılların bir ürünüdür ve Yüksek Gerilim'den dört yıl sonra yayımlanır. Semih Gümüş'ün bir değerlendirmesinde belirttiği gibi, Sessizliğin İlk Sesi Ağaoğlu öykücülüğünün "düşünsel yanının, daha sağlam yazınsal temellere  oturduğu' bir yapıttır.  Sessizliğin İlk Sesi de, Türk hikayecilik tarihi bakımından  ele alındığında, Yüksek Gerilim'in bir tavır olarak bıraktığı yerden; öykücülüğümüzde kalıplaşmış, aynı tezgahtan çıkmışcasına tektipleştirilmiş insan tiplemelerine, konu anlatımlarına, biçim daralmalarına  müdahale gibidir ve dolayısıyla bu nitelikleriyle hikayeciliğimizin yazınsal açılımının genişlediği, niteliksel derinleşmenin yoğunlaştığı bir üründür. Bu yapıtında Ağaoğlu, bir yandan geliştirdiği hikaye dilini derinleştirmeye devam ederken, bir yandan da, 70'li yıllar Türk siyasal hayatına; oradan edebiyat  alanına da bulaşan ama eninde sonunda  birörnekliğe dönüşen "devrimci'(!) tutumu tam da en dokunulmaz, aynı zamanda en "kaba' olduğu dönemde acımasızca eleştirebilmesiyle de önemli bir tavır sergiler. Bu tavır sanatsal olduğu denli onu besleyen düşünsel açılım bakımından da önemlidir. Sessizliğin İlk Sesi'nde bu sürece dair fotoğrafın öne alınması kadar, sürecin aktörlerinin perişanlık içerisindeki düşünsel fukaralıklarının nasıl dizboyu olduğu da onun öykülerinde bir güzel sergilenmektedir. "Yığın'sözcüğünün ciddi bir kuşatmaya dönüştüğü ve bireyin giderek toplumsal  olandan dıştalandığı insanın birörnekliğe; üstelik toplumu, ülkeyi, dahası dünyayı "kurtarma' sloganının arkasına sığınılarak sürüklendiğini, en belirgin "Eskiden, Bir Sabah...' öyküsünde buluruz.  O toplumsal  sürece dair birkaç kare görüntüyü zihninde canlandıran her ortayaş insanın daha ilk cümleden,  kimi anlattığını kolaylıkla sezebileceği hikaye kahramanı, bugün de popüler kültürün postmodern ambalaj içerisinde  bir başka  biçimde egemen kılmaya çalıştığı kof insanın ta kendisidir: 

"Üstünde, geniş örülmüş bir balıkçı kazağı. Ayağında, ruzvelte benzer potinler, bacaklarında, şimdilerde dedikleri gibi, bir cin. Bu aceleci bakışları, bu, isteyerek sertleştirilmiş, sanki bir hafta sertleştirilmiş yüz çizgilerini, bu kemirilip duran bıyıkları tanıyacak gibiyim. Son yıllarda bu yüzler, bu bakışlar özellikle büyük kentlerde çoğaldı. Hep, tanıdık geliyorlar insana."

Hadi Gidelim (1982), Sessizliğin İlk Sesi'nden dört yıl sonra yayımlanan üçüncü hikaye kitabıdır ve Ağaoğlu'nun her yeni yapıtında başından beri kotardığı hikaye üslubunun devam etmesi yanında bunu sürekli açımlamasının da en belirgin örneğidir. Anlatım tekniklerini her seferinde zenginleştirmesi, izlekleri bu zenginleştirme içerisinde düşünsel derinliğiyle vermesi ve yazdığı her unsurun ayrıntı olmasına karşın, okurunu ayrıntıda boğmaması Ağaoğlu yaratıcılığının temel ögelerinden biridir.

Hayatı Savunma Biçimleri(1997), Ağaoğlu'nun son hikaye kitabıdır ve  ilk iki baskısından sonra,  Öteki "nin de eklenmesiyle  son dokuz hikayesini içerir. Ağaoğlu'nun Yüksek Gerilim'le başladığı 1970'ler hikayeciliğimize  egemen olmuş tektipleşmeye müdahalesi, bunu söylerken yazınsal yaratıcılığını salt böyle bir tavır alışa indirgemek istemediğim anlaşılıyordur sanırım, ama böyle bir gerçeklik düzleminin anımsanması gerekliliğinin üzerinde durarak Ağaoğlu hikayeciliğinin anlaşılabilirliğini ve dolayısıyla  yazınsal gelişmemiz bağlamında onun taşıdığı işlevi kavramanın da bütün bu unsurlarla birlikte daha net görülebilirliğine işaret etmek istiyorum, Hayatı Savunma Biçimleri'yle, "toplumsal, siyasal ve düşünsel bakımdan öne çıkan yaşantıları'anlatır ve müdahalesi, bu kez de hayatın bu yönünedir.  Adalet Ağaoğlu yaratıcılığı bir değişimin; en somut biçimini Ölmeye Yatmak romanında gördüğümüz üzere, "eski değerlerle yeni değerler arasındaki çatışmanın bireylerde yansımasını' ele almadır. Hayatı Savunma Biçimleri'ndeki Çınlama'daki Seyfi Bey, esasında Türkiye'nin, iş ve komşuluk ilişkileri, kentleşme şekliyle bir bütün olarak şu son çeyrek  yüzyılda yaşadığı değişimin  bireyin dünyasındaki en çarpıcı halidir.

Bu öykü yapıtlarına, Ağustos 1999'da kaleme aldığı ve Öyle Kargaşada Böyle Karşılaşmalar adlı  deneme kitabında yer alan Olan Oldu adlı çalışmasını da dahil etmekte hiç sakınca görmüyor; özelllikle Hayatı Savunma Biçimleri adlı yapıtına dair izleklerle yanyana getirildiğinde bağıntısı kolaylıkla kurulabilen bir öykü olarak görüyorum.

İlk öykü kitabıYüksek Gerilim (1974)'den, öykü türünde yayımlanan son yapıtı  Hayatı Savunma Biçimleri (1997)'ne ki yeni basımı yapıldığında Öteki adlı öyküsünün dahil edilmesini de dikkate alırsak 2001 yılına çekebileceğimiz, dört öykü kitabıyla Ağaoğlu, özellikle 1970'li yıllara hakim olan "gerçekçiliği aynı biçim altında arama' yaklaşımını yıkmış; yoksulluğun ve ezilmişliğin de ticaretinin yapıldığı bir siyasal ahlaksızlağa edebiyat düzleminde karşı durarak, bu bakış açısını derinleştirici tavrıyla öne çıkmış ve sonraki yıllarda boyveren Türk öykücülüğünün gelişip, gürleşmesinde önemli etkiye sahip olmuştur.

Adalet Ağaoğlu'nun öykü serüvenine bakıldığında, hem Türk edebiyatının yazınsal gelişimi hem de toplumsal değişimini anlamak bakımından  kendinde tanımlanabilen bir somutluğu  görmek olanaklıdır.

KAYNAKÇA

Adalet Ağaoğlu, Yüksek Gerilim, Remzi Kitabevi, İstanbul 1974.

_____________, Sessizliğin İlk Sesi, Remzi Kitabevi, İstanbul  1978.

_____________,  Hadi Gidelim, Remzivi Kitabevi, İstanbul  1982.

_____________,  Hayatı Savunma Biçimleri, Oğlak Yayınları, 2. Basım, Aralık 1997.

_____________,  Öyle Kargaşada Böyle Karşılaşmalar, YKY, İstanbul Ekim 2002.