Anasayfa    Giriş    Yayın İlkeleri    Ciltler    Özel Sayılar ve Bölümler    Yayın Yönetmeni    Yayın Kurulu    Hakemler   
Basıma Hazırlayanlar    Etkinlikler    LITTERA Hakkında    İletişim    Duyuru    Dizin    Français    English


Hülya Arslan

KÜLTÜRLERARARASI İLETİŞİMDE ÖRNEK BİR  ÇEVİRMEN  KİMLİĞİ OLGA LEBEDEVA1

SUMMARY

The main aim of this study is to give an idea about the translation studies of Olga Lebedeva who signed her studies under the name Gulnar Hanim. She especially translated in to Turkish Tolstoy’s stories under controle of famous Ottoman writer Ahmet Mithat.

 

Key Words: Olga Lebedeva, Tolstoy, Ahmet Mithat, Kazan University, Fatma Aliye, Yildiz Palace.

Tarihsel süreçte, kültürlerarası etkileşimi incelediğimiz zaman iletişim uzmanı olarak tanımladığımız çevirmenin rolü biraz daha belirgin olarak ortaya çıkıyor.

Bu bağlamda, benim bugün burada sizlere aralamak istediğim tarih perdesinin kıvrımları 1800’lü  yıllara dayanmaktadır. Günümüzde BDT’yi oluşturan ülkelerden olan Tataristan’ın başkenti  Kazan, o dönemlerde “Kazan Valiliği” olarak Rus İmparatorluğu’nun önemli bir yerleşim birimiydi. Asya ve Avrupa’yı birleştiren önemli bir ticaret merkezi olan Kazan’da, 1804 yılında Moskova Üniversitesi’nin ardından Rusya’nın ikinci üniversitesinin de açılmasıyla, Kazan bilim alanında da çok önemli ve köklü bir yere sahip olmuştur.Ünlü Rus etnograf ve Türkolog G. N. Potanin’in  1875 yılında Kazan’ı ziyaretinin ardından yazdığı gibi İranlıları, Türkleri, Moğolları, Tatarları, Ermenileri bünyesinde barındıran Kazan Üniversitesi; özellikle Şarkiyat bölümünün açılmasından sonra Türk dünyası edebiyatına, diline ve sosyal bilimlerine gönül veren pek çok değerli bilim insanının yetiştiği  önemli bir merkez olmuştur.

 Türk dünyası ve Rus kültürü arasında atılan en köklü bilimsel köprü olarak tanımlayabileceğimiz Kazan Üniversitesi’nde dönemin en önemli kişileri eğitim görmüştür.

1870’li yıllarda Üniversite’de eğitim gören ünlü kişilerin arasına dönemin valisinin eşi de katılır. Olga Lebedeva (1845- ? ) Türk kültürüne o kadar bağlanır ki mezuniyetinden kısa bir süre sonra ülkenin adı en çok bilinen Türkologları arasında haklı bir yer edinir.2  1890’da Stockholm’de toplanan Uluslararası Doğubilim Konferansı’na katılan Lebedeva, burada ünlü edebiyatçı Ahmet Mithat ile tanışır. Bu noktada, Ahmet Mithat’ın belki de gözlerden, bilgi dağarcıklarından kaçmış olabilecek bir eserini hatırlatmak ve “Rus Tarihi” adlı bu konudaki ilk kaynak kitabın 1856’da Kırım Savaşı’nın sonunda Ahmet Mithat tarafından kaleme alındığını anımsatmak isterim. Bu çerçeveden bakıldığında, Tanzimat Dönemi’nin tartışmasız en önemli isimlerinden Ahmet Mithat’ın Türk edebiyat dünyasına Rus eserlerini kazandırmak adına bu değerli Türkoloji uzmanını İstanbul’a gelip çeviri alanında çalışmak üzere iknâ etme çabasını anlamak hiç de zor olmamaktadır.

Diğer yandan  Ahmet Mithat’ın Türk kimliğinde, edebiyat ve kültüre yaklaşımında yıllardır emek verdiklerinin cevabını bulan Lebedeva, Rusya’daki çalışmalarına ara vermeyi kabul eder. Böylelikle; Ahmet Mithat’ın yönlendirmesiyle, o zaman için daha adı konmamış, ama bugün bile değeri ölçülemeyecek kadar önemli çalışmalarına başlar. Yıl 1891’dir ve o döneme kadar Rusça’dan Türkçe’ye  aktarılmış tek eser, Griboyedov’un “Akıldan Bela” adlı komedisidir.3Çeviri Dağıstan asıllı Mehmet Murat Bey tarafından yapılmış,1884 yılında Mahmudbey matbaasında basılmıştır. Olga Lebedeva ise çok doğru bir seçimle ilk olarak ünlü Rus şairi Puşkin’i Türk edebiyat dünyasına kazandırır. Şairin “Kar Fırtınası” (______)  adlı yapıtını Türkçe’ye çevirir.4Önce “Tercüman-ı Hakikat” gazetesinde yayımlanmasının ardından eser, 1891 yılında Ahmet Mithat matbaasından kitap olarak çıkar. Eseri ve yazarı önsözde tanıtan Ahmet Mithat, ardından Olga Lebedeva hakkında bilgi vermekte ve kendisini ‘müstefid’ olarak tanımlamaktadır. Bu ilk çeviri kitapta Olga Lebedeva’nın Madam Gülnar Lebedeva adını aldığını görmekteyiz. Daha pek çok kaynakta da, Türk ve Rus kültürlerini birbirlerine tanıtmayı, yaklaştırmayı amaç edinen Lebedeva’nın ‘Madam Gülnar’ olarak anılması belki de bu kaynaşmanın bir simgesi olarak algılanmalı diye düşünüyorum.

Kar Fırtınası’nın ardından çalışmalarını sürdürür, Madam Gülnar. Ve 1892 yılında Lermontov’un “İblis” adlı eseri çevirir. Kitap gene Ahmet Mithat matbaasında basılmıştır. Ancak, Ahmet Mithat bu esere yazdığı önsözde Madam’ın Türkçesinin bir hayli ilerlediğini ve kendisinin bu çeviride çok az tashih yaptığını belirtmektedir.

O dönemin arşivlerini incelediğimiz zaman Madam Olga’nın daha pek çok eseri Türkçe’ye kazandırmış olduğunu görmekteyiz. Lebedeva ya da Türklerin benimsediği adıyla Madam Gülnar’ın, İstanbul’da yaşadığı ve edebiyat çevirileri ile uğraştığı günlerde Osmanlı aydınları arasında saygın bir yeri olduğunu satır aralarından da olsa biliyoruz. İlber Ortaylı, “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” adlı çalışmasında, Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye’nin Yıldız Sarayı’nda verdiği davetlere yabancı elçilerin hanımlarını davet  ettiğini ve bunların arasında sık sık Madam Gülnar’ın da bulunduğunu yazmaktadır.5Edebiyatçı- Akademisyen Nazan Bekiroğlu, kendi web sitesinde “Unutulmuş Bir Müsteşrik” başlığı altında kaleme aldığı yazısında Madam’ın Nigâr Hanım ile mektuplaşmalarına, Osmanlı aydınları ile kurduğu dostluklara değinmektedir.6   Ancak, bugün burada benim sizlerle paylaşmak istediğim konu, Osmanlı Saray çevresine, edebiyatçıların ve aydınların arasına girecek kadar Osmanlı sosyal yaşamı ile iç içe olan Madam Gülnar’ın  başka bir yönü. Çevirmenin kimliği, nitelikleri gibi konuların tartışıldığı günümüzden 114 yıl önce Lebedeva’nın kültürlerarası iletişim uzmanı olarak yaptıklarından bahsetmek istiyorum. Doç. Dr. Zeynep Günal’ın “Osmanlı İmparatorluğu’nda Lev Nikolayeviç”7adlı makalesinde de değindiği gibi Abdülhamit Dönemi’nin tüm baskı ve sansür uygulamalarına rağmen Lebedeva, inancından ve iki kültürün yakınlaşmasını sağlama tutkusundan vazgeçmemiştir.   

Değerli Rus akademisyen Aleksandr Şifman “Lev Tolstoy ve Doğu”8adlı eserinin “Tolstoy ve Türkiye” adlı bölümünde ünlü yazarın gençliğinde Türk diline ve kültürüne merakına değinmekte ve hattâ yukarıda bahsettiğim gibi dönemin en iyi iki üniversitesinden biri olan Kazan Üniversitesi’ne girmek için Tolstoy’un değerli hocalardan iki yıl süre ile Türkçe ve Arapça ders aldığını ve sonuçta her iki dili de iyi bildiğini kanıtlayarak Arap-Türk dilbilimine kayıt olduğunu yazmaktadır. Üniversitede sürekli olarak bulunamayan ünlü yazarın, eğitimini tamamlayamamış olduğunu buna karşın, Türkiye ve Türklere ilgisinin sürekli olarak kaldığını daha pek çok kaynaktan biliyoruz. Bu çerçevede, Tolstoy’un Türkçe ve Osmanlı toplumuna ilgisinin altını çizen Şifman, bunun kanıtı olarak ünlü Rus yazarın doğubilimci Lebedeva ile yazışmalarına kitabında geniş yer vermektedir. Asıllarını Moskova’daki Lev Tolstoy Müzesi’nin arşivinde gördüğüm mektupların beni heyecanlandıran yanı ise Olga Lebedeva’nın yaklaşımıdır. Öğrendiği yabancı dil; sadece kitap sayfalarında, satırlarda sınırlandırılabilecek  ya da herhangi bir nedenle karşı karşıya gelen farklı toplumlardan kişilerin salt birbirlerini anlamaları için kullanılacak bilimsel bir malzeme değildir, Olga Lebedeva için. Ne çok zengin ve soylu bir aileden geliyor olması, ne de ülkesinde valilik derecesine yükselmiş bir kişinin eşi sıfatını taşıması engel teşkil etmez. O; öğrendiği dile, kültüre gönülden bağlanmış bir kişi olarak temsilcisi olduğu kendi toplumunun değerlerini Türk toplumuna kazandırmaya çalışırken aynı şekilde Osmanlı’nın, Türklerin bilinmeyen yönlerinin Rusya’da anlaşılır, hiç değilse bilinir olması için uğraş vermiştir. Lebedeva’nın çalışmalarından bu sonucu çıkarmamı sağlayan mektuplardan ilki Madam’ın hokkasından 23 Temmuz 1894’de çıkmıştır.

        “Çok Sevgili Kontum, Sayın Lev Nikolayeviç,” diye başlayan mektup şöyle devam etmekte:

        “  Doğu dillerine olan merakım sonucunda Türk dili ve edebiyatını iyi bir şekilde öğrendim. Bu nedenle, bir süre yaşadığım Konstantinopol’de pek çok edebiyatçı ile tanıştım. Bu dostluklar sayesinde, Türklerin  mükemmel eserlerinizi büyük bir açlıkla okuduklarını ve Fransızca çevirilerden de olsa sizin üstün yeteneğinizi bütünüyle algılamış olduklarını öğrenme imkanını buldum.

        Orada ünlü bir yazar olan Ahmet Mithat Efendi, Tercüman-ı Hakikat adlı gazetesinde sizin bir makalenizi Türkçe’ye çevirerek yayımladı.

        Ben ise kendi ülkemin yüce bir kişisinin fikirlerini daha yakından tanıtabilmek amacıyla ve her yurtsever kalbin taşıyacağı gururla cesurca bir işe giriştim ve izniniz olmadan “Aile Saadeti”, “İlyas”, “ İki İhtiyar”, “İnsanlar Neyle Yaşar” adlı mükemmel hikayelerinizi çevirdim. Son derece katı sansür uygulamaları nedeniyle eserleriniz arasından başka bir seçim yapma imkanım yoktu.Tüm bu çeviriler büyük bir ilgiyle karşılandı ve hemen hepsi anında satıldı. “Aile Saadeti” bir Beyrut gazetesinde Arapça’ya çevrilerek yayımlandı.

…  Tüm çevirilerin çok çabuk satılması nedeniyle size ancak, “Aile Saadeti” ve “İlyas” ı gönderebiliyorum. Vaktim olduğunda diğer eserlerinizi de çevirme şerefine ulaşabileceğimi ümit ediyorum.

Sadık bir hayranınızın bu mütevazı çalışmalarını kabul etmenizi rica eder, en derin saygılarımı sunarım. Sizin Olga Lebedeva, 23 Temmuz 1894- Kazan Valiliği, Lubyanı”9

Olga Lebedeva’nın arşivlere ulaşmış ikinci mektubundan Tolstoy’un kendisini hemen cevapladığı anlıyoruz. Ünlü yazarın yanıt mektubu yitirilmiş olmasına rağmen Lebedeva’nın yazdıklarından, Lev Tolstoy’un konuya ilgi ve heyecanını görmemiz olasıdır.

“ Lubyanı, 1 Ağustos 1894

Çok Sayın Kont Lev Nikolayeviç,

Mektubunuzdan Türk toplumunun ahlaksal yönünün sizi ilgilendirdiğini anlamış bulunuyorum. Bu nedenle size bazı bilgiler verme cüretinde bulunacağım. Konu üstünde çok uzun konuşmayı gerektirecek kadar derindir. Ancak, ben sizin kıymetli zamanınızı fazla kaybetmenize neden olmamak  için kısa ve öz yazmaya çalışacağım.”10

Bildirimde mektuptan alıntılar yapmayı uygun gördüm. Çünkü gerçekten çok önemli olan bu konudaki Lebedeva’nın değerlendirmeleri bir hayli uzun ve kapsamlı. Ben bu sempozyumun ilgi odağına uyan paragrafları seçtim:

“Onlar,” diye Türkleri kastederek başlayan Olga Lebedeva, “ bizimle pek çok ortak özelliklere sahipler” diyerek devam ediyor. “ Bu verimli topraklarda köylüler yoksulluk içinde yaşıyorlar. Bunun nedeni de ürünü sahiplenen Beyler. Halk son derece uysal, temiz kalpli ve inançlı. Sadece Hıristiyanlara değil tüm canlılara karşı iyi yürekliler. Kadere inançları o kadar yüksek ki Tanrının ilahi gücünde her şeye itaat edebiliyorlar.

Şehirlerde yaşayan kadınların, özellikle tüccarların, devlette yüksek görevlerde çalışan kişilerin kızlarının iyi eğitim aldıklarını söyleyebilirim. Onlar Avrupalı zihniyetine sahipler Arapça ve Farsça öğreniyorlar. Daha üst düzeydekilerin yabancı dadıları var. Aralarında çok iyi eğitim almış yazarlar, şairler bile var. Felsefi tartışmalara girebiliyorlar. Kadınlar evlerinin Çariçesi konumundalar. Büyük hanımlara saygıyla yaklaşılıyor. Kanun, onlara kendi paralarını yönetme hakkını veriyor. Ancak toplumsal öğretiler (dini değerler) nedeniyle sokağa çıkarken yüzlerini açık bırakamazlar ve tanımadıkları erkeklerle konuşamazlar.

…. Türkiye’de çok fazla gazete var. Ama hepsi birbirinden daha boş. Gazetelerin yarısı Sultana övgülerle dolu. Kalan yarısı da yabancı gazetelerden alıntılar ve Fransızca’dan çevrilmiş romanlar. Akıl almaz bir sansür uygulaması var… Son kırk yılda Türkiye’de çok yetenekli yazarların yetiştiğini söyleyebiliriz. Bunlar Sultan Aziz zamanında fikirlerini açıkça ifade edebiliyorlardı. Ama  Abdülhamit döneminde bu mümkün değil… Herkes gözetleniyor. Önemli mevkilerde bulunan kişiler görüştükleri dostlarını iyi seçmek zorundalar. Tiyatrolara çok sık gidemiyorlar. Sokakta konuşmaktan çekiniyorlar. Bu tip kişiler evlerine konuk çağıracakları zaman Sultan’a bildirmek zorundalar. Türklerin Sultan’ın izni olmadan yurt dışına çıkmaları mümkün değil… Bunların yanı sıra Sultan’ın Türklerin yabancılar tarafından iyi bilinmesine  önem verdiğini size söylemeliyim. Ülkenin dışında Türkiye’yi tanıtıcı, değer verici çalışmalar yapanlar ödüllendiriliyor, kimine para ve nişan veriliyor.

… Size bu mektubumda Türklerin yaşamını çok kabaca  tanımlamaya çalıştım. Türkleri ve Müslümanları çok sevdiğimi size söylemek istiyorum. Sayın Kont, sabrınızı kötüye kullandığımı düşünmenizi istemem. Ben yazar değilim. Kendi halinde, alçak gönüllü bir tercümanım ama İtalyanların dediği gibi ‘traduttore-traditore’11 (tercüman-hain) asla değilim. Türkiye ve Türk halkı ile ilgili her sorunuza kendi bilgi sınırlarım içerisinde yanıt vermeye kazır olduğumu bilmenizi isterim. Harem dairesine kadar girmiş, orada sohbetler etmiş ve hali hazırda yazıştığım Türk yazarlar olması sebebiyle size bunu yazacak cesareti gösteriyorum…. Sayın Kont, üç yıldır geliştirdiğim bir fikrim var. Hıristiyanlık ve Müslümanlığın ortak yönlerini yazmak istiyorum. Rusya topraklarında pek çok Müslüman’ın yaşadığını da düşünerek bunun her iki toplum için faydalı olacağını düşünmekteyim. Kuran ve İncil’den birbirine benzeyen bölümleri çıkartıp yazabilecek durumdayım. Yazdığım önsözü okuma lütfünde bulursanız çok mutlu olacağım, Sayın Kont. Ancak, benim bir hayalperest olduğu düşünürseniz de lütfen bana açıkça bildirin. Sizin her türlü görüşünüz benim için çok önemlidir.

Sonsuz Saygılarımla,

Olga Lebedeva”12

Olga Lebedeva ve Lev Tolstoy arasındaki yazışmalardan Madam’ın bu çalışmasını sonuçlandıramadığını anlıyoruz. Bir yanda Çar’ın Rusya’sı, diğer yanda Sultan’ın Osmanlısı olmasına aldırmadan, halkları bütünleştirmeye çalışan Olga Lebedeva’nın kültürleri yakınlaştırmak adına yapamadıklarının yerine yapacak daha başka şeyler bulduğu kesin. Tolstoy’la mektuplaşması arşiv bilgilerine göre 15 Mart 1895’te kesilen  Olga Lebedeva’nın 1895’de Asadoryan matbaasından “Rus Edebiyatı” adlı kaynak kitabı İstanbul’da yayımlanmıştır. 132 sayfalık kitabın ilk yarısı Puşkin’den önceki döneme aittir. Bugün bile bu döneme ait dilimizde yeterli eser olmadığının altını çizmek isterim. Kitabın diğer yarısında ise Lebedeva, Puşkin, Gogol, Turgenyev ve Tolstoy hakkında Türk okurlarına, edebiyat severlerine bilgi vermektedir.

Bu arada, çok kısa bir not olarak Tolstoy’un 1909 yılında “Muhammed’in Kuran’da Yer Almayan Vecizeleri”13 adlı bir broşür kitabının yayınlanmış olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu araştırmayı oluşturmasında ünlü yazar Tolstoy’u Lebedeva’nın görüşleri etkilemiş midir? Etkilediyse ne orandadır, bunu bugün söylemek olası değil.

Değerli katılımcılar, bildirime son verirken, Olga Lebedeva’nın ölüm tarihine ilişkin ne Türkçe ne de Rusça kaynaklarda bir bilgiye rastlayamadığımı bildirmeliyim. 1917’de Rusya’da Bolşevik Devrimi sırasında kaybolan, kaderi belli olmayan pek çok kişiden biri olması kuvvetle muhtemel. Bu bildirimle, ‘çevirmen kimliği’ üzerine çalışan meslektaşlarıma birazcık veri sağlayabildiysem kendimi mutlu ve çeviribilim için bir nebze olsun faydalı sayacağım.         

     

DİPNOTLAR

1 11-12 Ekim 2004 tarihlerinde Sakarya Üniversitesi tarafından düzenlenen “Uluslar arası Çeviri ve Çevirmen Sorunları Sempozyumu”na sunulan bildiri metni. Potanin, G.N: İzbranniye Soçineniye, Leningrad, 1962, s.235.

2 Uturgauri, S: Zabveniyu Nepodvlastno, Moskva,  2004, s.196.

3 Sevük, İ.H: Avrupa Edebiyatı ve Biz, c.2, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1941, s.267.

4 Aynı eser, s.268

5 Ortaylı İlber, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1995, s.235.

6  www.nbekiroglu.com.tr// UNUTULMUŞ BİR MÜŞTEŞRİK: OLGA dö LEBEDEVA

7  Günal, Zeynep. : “L. N. Tolstoy v  Osmanskoy Turtsii”,XXXVII. ICANAS Konferansı’nda bildiri metni olarak sunulmuştur, Ağustos 2004, Moskova.

8  Şifman, Aleksandr: Lev Tolstoy i Vostok, RAN, Moskva, 1960

9 Aynı eser, s. 404.

10  Aynı eser, s.405.

11 Mektubun Rusça aslında da İtalyanca’dır. 

12 Aynı eser, s. 406

13 Rusça orijinali “İzreçeniye Magometa, ne voşedşie v Koran” olan kitapçığın adı Türkçe’ye olduğu gibi çevrilmiştir.

KAYNAKÇA:   

1- Naci, Fethi: Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1985

2- Ortaylı, İ: İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1995 

3- Sevük, İ.H: Avrupa Edebiyatı ve Biz, c.2, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1941

4-   www.nbekiroglu.com.tr// UNUTULMUŞ BİR MÜŞTEŞRİK: OLGA dö LEBEDEVA

5- Başbakanlık Osmanlı Arşivleri-Y..PRK.TKM

6- Gordlevski, V.A: İzbrannıye Soçineniya, Izd. Vostoçnoy Literaturı,Moskva, 1961.

7- Potanin, G.N: İzbrannıye Soçineniya, Leningrad, 1959.

8- Uturgauri, S: Zabveniyu Nepodvlastno, Moskva,  2004.

9- Şifman, Aleksandr: Lev Tolstoy i Vostok, RAN, Moskva, 1960