Anasayfa    Giriş    Yayın İlkeleri    Ciltler    Özel Sayılar ve Bölümler    Yayın Yönetmeni    Yayın Kurulu    Hakemler   
Basıma Hazırlayanlar    Etkinlikler    LITTERA Hakkında    İletişim    Duyuru    Dizin    Français    English


Değerli konuklar,
Her şeyden önce, İstanbul Fransız Kültür Merkezi Müdürü Sayın Philippe Pialoux'ya, "Jean Genet Günleri" nin gerçekleştirilmesi  için bana verdiği söz ve destekten dolayı sonsuz teşekkürlerimi sunmak istiyorum.  Onun iyi niyeti, ilgisi ve desteği olmasaydı LITTERA Edebiyat Yazıları dergisi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Cengiz Ertem'le birlikte oluşturduğumuz  bu proje kuşkusuz gerçekleşemezdi.

Aynı şekilde Galatasaray Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Yıldızhan Yayla'ya, bizi Üniversitesinde kabul ederek sempozyumumuzun gerçekleşmesinde desteklerini esirgemedikleri için derin şükranlarımı sunuyorum.

Ayrıca, bu etkinliğin gerçekleşmesinde uzaktan yakından değerli katkılarda bulunan tüm katılımcılara, Boğaziçi Universitesine, Galatasaray Üniversitesi amatör topluluğuna, Tiyatro Oyunevi'ne, Sayın Prof. Dr. Kenan Gürsoy'a, Sayın Dr. Nami Başer'e, Sayın Mahir Günşiray'a teşekkürü bir borç biliyorum.

Sözlerimi hemen bir alıntıyla sürdürdüğüm için özür dilerim. Jean Paul Sartre 1949'da Jean Genet'yi Amerikalı okurlara tanıtmak için şöyle diyordu: "Fransız edebiyatı, genelde, yabancı ülkelerde evrensel, akılcı ve insancı yönüyle tanınır. Ancak, unutmamak gerekir ki, bu edebiyat, daha ilk kaynaklarından başlayarak, belki de en güzel örneklerini oluşturan gizemli ve karanlık yapıtlar da yaratmıştır -kara büyü anlamında kuşkusuz -. Sartre'a göre o dönemde, "büyücüler" olarak adlandırdığı Villon, Sade, Rimbaud, Lautreomont ve Jean Genet'yi hiçe sayarak, tek bir yazar tipi ihraç ediliyordu yabancı ülkelere. .

1949'dan günümüze durum bir hayli değişti, "Genet Günleri"nin açılışına gösterdiğiniz ilgi de bunu kanıtlıyor.

Zaten burada bulunmanız bir rastlantı sonucu değiİ. Özellikle son on yılda Genet'nin yapıtlarının Türkçe'ye çevrilmesi bu ilginin nedenini oluşturuyor kanımca.

Hiç Kuşkusuz Genet Türkiye'de çevirileriyle tanınmaya başladı. İlk çeviri 1964'te yapıldı: Hizmetçiler. Sonuncu çeviri birkaç gün önce yayımlandı. Bu kitap, yazarın tiyatro üzerine düşüncelerini bir araya topluyor. Bugün artık Türk okuru Genet'nin yapıtlarının çeşitliliği hakkında belli bir düşünceye sahip.

Ancak, diğer tüm ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de Genet'nin adı tiyatroyla birlikte duyuldu sanırım. Iki yıl önce, Başar Sabuncu'nun sahnelediği Balkon ile Mahir Günşiray'ın Hizmetçileri'nin başarısı, bunun en iyi göstergesi.

Özgün bir etkinlik düzenleyebilmek için bu yoğun ilgi odağından yararlanmamız gerektiğini düşündük.

Bu amaçla, farklı alanlardan gelen katılımcılara söz vermek istedik: üniversiterlere, yazarlara, felsefecilere,  çevirmenlere, yayımcılara, oyunculara, rejisörlere ve okurlara. Çünkü, izleyicilerimizi sempozyumun iki seansı sonunda ve yuvarlak masa konuşmaları sırasında tartışmalara katılmaya davet ediyoruz.

Doğal olarak sözü, yazara da bırakmak istedik. Öncelikle iki oyununu izleyeceksiniz: yarın akşam Zenciler, ertesi gün akşam Hizmetçiler. Bu akşamı ise film gösterisine ayırdık. Bu vesileyle IMEC Genet Arşivleri Fonu Sorumlusu Albert Dichy'ye, Antoine Bourseiller'nin yazar üzerine gerçekleştirdiği filmin kopyasını getirdiği için teşekkür ediyorum.

Genet'nin yapıtını tek bir söylem içine kapatmamak için onun anlayışına, çeşitliliğine, şenlikli boyutuna, sürekli yer değiştirme oyunlarına sadık kaldık.

"Genet Günleri"nin gerçekleşeceği  çeşitli mekanlar arasında -bugün Fransız Kültür Merkezi'nde, yarın Galatasaray ve Boğaziçi Üniversitelerinde, kısaca İstanbul'da, iki dünya arasında, Doğu ile Batı arasında köprü oluşturan İstanbul gibi bir simge kentin her köşesinde, hep iki yolculuk arasında sıkışıp kalmış, yersiz yıırtsuz bir göçebenin, ama aynı zamanda şair bir göçebenin çehresini bulmayı umuyoruz; bir başka deyişle, hiçbir zaman beklenildiği yerde olmayan, hep başka yerlerde, imgelerin sonsuz oyunu içinde yalpalayan bir insanın çehresini...

Sonuçta, hiç kuşku. yok ki Genet, elli yıl kadar önce Sartre'ın sözünü ettiği Fransız edebiyatının temsilcisi. Ancak, düzenlediğimiz bu etkinlikle, onun yapıtının her zaman tartışmalı ilişkiler içinde olduğu bu edebiyattaki çelişkili yerini anımsatmayı başarabiliriz umarım.

 

Burada, Taksim'in eski, kozmopolit bir mahallesinde bir araya geldik. Son olarak, yabancı edebiyatların, özellikle de Genet'nin yapıtlarının tutkulu okuru olan bir Türk yazarını, Bilge Karasu'yu saygıyla anmak istiyorum. 1993 yılında Paris'te "Belles Etrangeres" toplantısında bir gazeteci, şaşkınlıkla, hatta biraz da kızgınlıkla şöyle bir soru yöneltir Karasu'ya: "Gece adlı romanınızda Türklere özgü ne var?" Bilge Karasu çok nazik olduğu için soruyu kibarca yanıtladıktan sonra, şu şekilde yanıt vermesi gerektiğini düşünerek epey eğlenmişti: "Kuşkusuz Jean Genet'nin adını duymuşsunuzdur. Cenaze Töreni, Paravanlar, İp Cambazı adlı yapıtlarında Fransızlara özgü ne buluyorsunuz?"

Belki de "edebiyat" adını verdiğimiz bir ütopya vardır. Bu akşam sizi bu düşünce etrafında birleştirmek istedik. Saygılarımla.

François Bizet
LITTERA Edebiyat Yazıları
Yayın Danışmanı